Müfessirler bu ayet hakkında çok şey söylemişlerdir. Fakat söylediklerinin en güzeli şu iki izahtır:
a) Ebu Müslim el-İsfehâni’ nin zikrettiği, en güzel görüşe göre, وَلَا تَجْعَلُوا اللّٰهَ عُرْضَةً لِاَيْمَانِكُمْ tabiri, Allah adına çok yemin etme cüretinden nehyetmektir. Çünkü herhangi bir şey için bir lâfzı çokça söyleyen, o lâfzî o şey için bir engel haline getirmiş olur. Nitekim insan, قَدْ جَعَلْتَنِى عُرْضَةً لِلَوْمِكَ "Sen, kınanmana beni kalkan yaptın" der. Şâir de, وَ لَا تَجْعَلْنِى عُرْضَةً لِلَّوَائِمِ "Beni, kınanmalara maruz bırakma" demiştir. Allah Teâlâ, çok yemin eden kimseleri, وَلَا تُطِعْ كُلَّ حَلَّافٍ مَه۪ينٍ "Her alabildiğine yemin eden zelîl kimseye boyun eğme" (Kalem, 10) diye kınamıştır ve yine, وَاحْفَظُوا اَيْمَانَكُمْ "Yeminlerinizi tutunuz" (Mâide, 89) buyurmuştur. Araplar da, çok az yemin eden insanları övmüşlerdir. Nitekim Küseyyir şöyle demiştir: قَلِيلُ الْاَلَايَا حَافِظٌ لِيَمِينِهِ - وَ اِنْ سَبَقَتْ مِنْهُ الْاَلِيَّةُ بَرَّتِ "Az yemin eden, yeminini tutar. Eğer ondan bir yemin çıkmış ise, o yeminini bozmaz."
Az yemin etmeyi emretmenin hikmeti şudur: Önemli önemsiz her hususta Allah’a yemin edenin dili, yemin etmeye alışır. Dolayısıyla kalbinde yeminin ağırlığı kalmaz. Bundan ötürü’de yalan yere yemine cür’et edip etmediğinden emin olunamaz. Böylece de yemindeki asıl maksad zarar görür. Keza İnsân, Allah Teâlâ’ya ne kadar çok saygı duyarsa, kullukta da o nisbette mükemmel olur. Böyle bir kimsenin yanında, Allah’ın isminin anılmasının, o kimsenin Allah’ın ismiyle dünyevî bir menfaat için şahadet etmesinden daha yüce ve âli olması, Allah’a saygının en ileri derecesini ifâde eder.
Cenâb-ı Hakk’ın bundan sonraki, اَنْ تَبَرُّوا "iyilik etmeniz için" buyruğu, bu nehyin bir illetidir. Buna göre bu ifâde,