Ehhh işte…
Ortalama bir kitap, çerezlik.
Kendini bilen her karakteri severim; ister kötü olsun ister iyi. Kendini bilen karakter benim için bir adım öndedir, çünkü gerçekte çoğu insan kendini bilmez, ne olduğunu bilmez. Çoğu kitap karakteri de bilmiyor. Hazel gibi kendini bilen karakterleri görünce seviniyorum.
Hazel tatlı bir kız. Kendinin tuhaf olduğunu biliyor. Bazıları tuhaflığı; bulutları bir şekle sokmak, kimse dans etmezken dans etmek, banyoda şarkı söylemek gibi şeyleri normal karşılayıp “hiç tuhaf değil” dese de, bu sıradan şeylere bile ucube gözüyle bakan bir sürü insan var. O yüzden çok takılmadım oralara.
Hazel’ın hiçbir şeyi içinde tutamayışına bir iki sinirlenmedim değil. İkide bir cinsel içerikli şakalar yapıp “aman içimde tutamıyorum, ağzımdan kaçtı” demesine de kuruldum.
Toxic değillerdi, yani aman aman bir toksiklik yoktu. Josh çekilebilir bir erkekti. Özellikle sonlarda Hazel hamile kaldığında “aha, kaos geliyor” dedim. Kesin Josh çocuk istememe ayaklarına yatacak, sonra Hazel darılıp gidecek, Josh da pişman olup Hazel’ı bulmak için uğraşacak falan filan diye bir düşünce belirmedi değil. Ama Allah’tan öyle olmadı.
Çok da övülecek bir kitap değil. Sosyal medyadaki kitap sayfaları görevlerini yerine getirip kitabı şişirmiş; bazı okuyucular da bu tuzağa düşüp kitabı ellerine almış. Sonra hayal kırıklığı curcunası başlıyor tabii. HSOANSKANSN, böyle olunca çok gülüyorum ya.
Bazı şeylere asla ama asla inanmayın.
Allah’tan şu sıralar PDF’ten takılıyorum. Bu kitaba 200 lira verdiğimi hayal ettiğimde kalp çarpıntım başlıyor.
Sonu üzücü bitecek diye o kadar korktum ki…
Ekrem hem beni sinir etti hem de kendinin farkında olan bir karakter olarak takdirimi kazanan biriydi.
Ekrem’in değişimi güzeldi. Başta sadece Fransa’da gezip eğlenmeyi düşünen biriyken, ilerleyen sayfalarda vatanını düşünen birine dönüşmesi ve İttihat ve Terakki’ye katılması göğsümü gururla doldurdu.
Sonlara doğru bizim aile Ekrem’den haber alamayınca “Aha,” dedim, “bu pislik bizimkileri ekti, Fransa’da kulüpten kulübe atlıyor.” Sandım. Bu yüzden son on sayfayı okumak beni çok korkuttu.
İkbal’e de çok üzüldüm. Şu yönden üzüldüm: Kadın zamanında çok güzel bir kadınmış ve kendinden yaşça büyük bir adama gelin olarak gidiyor. Evlendiği adamın ilk karısı zengin, itibarlı bir aileden gelme; kendisi ise fakir. Kocası da artık yaşlı, pasif birisi.
İsmet Hanım’a imreniyor. Kıskanıyor ve bu kıskançlığı, kısır olmasıyla daha da alevleniyor. Ekrem’i kendi tarafına çekmeye çalışıyor. Sonra Ekrem büyüyüp delikanlı olunca ondan etkileniyor ve daha da hırslanıyor.
İkbal’e üzülmemin en önemli nedeni de onun gibi kadınların gerçekten var olmuş olması. Eskiden birçok kadın kendinden yaşça çok büyük erkeklerle evlendirilip kendi hayatını yaşayamadan silinip gitmiş. Bunu bilmek İkbal’e karşı daha çok empati kurmama neden oldu ve hırslı olmasını anladım.
Ölmesine hiç üzülmedim orası ayrı ama.