Bir kimsenin benim için çok üzgün olmasından hazzetmiyordum. Tüm hayatımı acınacak biri gibi görünmemek gayesi üzerine inşa etmiş ve galiba tam da bu nedenle hiç tanımadığım birine kendimi acındıracak meczupluk makamına erişmiştim.
Eskiden, zırhımı bedenimin doğal bir uzantısı sandığım yıllarda, ağlamamaya öylesine şartlanmıştım ki, zamanla göz yaşının nasıl çağırıldığını unuttuğumun farkına varamadım.
Bir de zamanda yolculuk mümkün değil diyorlar. Bedenin böyle gaddarca kayıt tutup insanı sadece ruhsal değil, fiziksel manada da geçmiş sancılara taşıması ne muazzam meziyet.