İran edebiyatının en cesur, en sarsıcı kalemlerinden biri olan Shahrnush Parsipur bu novellasında okuru alışılagelmişin dışında bir dünyaya itiyor. Kitap; yaşları, toplumsal statüleri ve karakterleri birbirinden farklı beş kadının yollarının gizemli bir bahçede kesişmesini konu alıyor. Ancak bu kesişme, bildiğimiz doğrusal ve realist bir anlatıyla değil; gerçekliğin büküldüğü, “büyülü gerçeklik” akımının sınırlarında gezen masalsı bir dille aktarılıyor.
Paraipur, karakterinin iç dünyasını ve maruz kaldıkları toplumsal baskıları anlatırken metaforlardan besleniyor. Kadınların her biri; özgürlük, aidiyet, cinsellik ve varoluş sancılarıyla boğuşurken, kendilerini Kerec kentinindeki o mistik bahçeye atıyorlar.
Bu bahçe, ataerkil sistemin ve toplumsal normların sınırlarından kaçıp sığınılan, adeta zamanın ve mekanın ötesinde bir vaha.
Kitapta; evlilik kıskacındaki bir kadından, toplumsal ahlak algısının dışına itilmiş bir diğerine kadar beş kadından söz ediliyor.
Hikayelerin ilginç gelmesinin temel sebebi de bu: yazar, karakterlerin acılarını veya arzularını ajite ederek anlatmak yerine; onları ağaçlaşan, çiçek açan ya da rüzgarla savrulan sembollere dönüştürüyor. Karakterlerin hikayeleri, doğanın döngüsüyle iç içe geçtikçe gerçeklik algımızda bir kırılma yaşanıyor.