Sen ne kaybettin geçmişinde, bunu bilmiyorum. Ama unutma. Onu bulamayacaksın.
Hiç bulamamaktan daha acısı var biliyor musun? Her kapıyı çalacaksın. Her defasında buldum sanacaksın ama hiç bulamayacaksın.
“Çocuk”, dedi, “Benim hiç evlenmeyeceğimi anlamıyor musun? Ben evliliğe inanmam sadece aşka inanırım. Benim inandığım aşk da senin anladığın aşk değildir. Seni seviyorum, bunu biliyor olmalısın ama senin anlayabileceğin bir aşk değil bu.”
“Peki” dedi, “Ne olacak böyle?”
“Bir şey olmayacak. Çünkü sen beni sevmiyorsun. Sevene kadar beklerim. Yeter ki beni boşluklarına doldurmaya kalkma ve başkasının yerine koyma.”
İçinden tatlı bir duygu geçti. Aşk değildi ona karşı hissettiği ama dostluk da değildi. Hayır, hem aşk hem dostluk sınıfına da dahil değildi bu duygu. Onun hissettiği, ikisinin arasında, ne aşk ne de dostluk olan bir şey, adı olmayan üçüncü bir duyguydu. Aşk kadar yıpratıcı, bencil, kaprisli ve kıskanç olmayan ama dostluk kadar da sakin akmayan, gerilimli bir ilgi.