Ancak en önemlisi, savaşın kimlikleri şekillendirmesiydi. Olaylara dahil olmak, ulusal kimlikleri daha katı ve farklılığa tahammülü olmayan çatışmacı kimlikler haline getirdi. Avrupa'nın büyük, tarihi imparatorluklarında bir kural olarak görülmesine rağmen akışkan, çok katmanlı kimliklerin yeni ulus devletler çerçevesinde artık yeri yoktu. Bu kimlikler bazı durumlarda ulusal kimliklere dönüştüler. Hakim ulusal kimliğe dönüşümeyenleri ise devletler hukuki çerçevede denetlemek istediler. Burada hukuki çerçeve asimilasyondan tecrit etmeye ya da azınlık inşasına kadar genişlemişti.
İnsan kimi zaman, bu kadar gazete, radyo, televizyonla binlerce farklı görüş duyacağı hayaline kapılıyor. Sonra bakıyor ki, durum bunun tam tersi: bu megafonların gücü o anın hakim görüşünü genişletip yaymaktan başka işe yaramıyor, o kadar ki, başka hiçbir ses duyulmaz oluyor. Görüntü ve sözcük bombardımanı eleştirel düşünceyi her zaman besleyemiyor.
...XX. yüzyıl boyunca -büyük işlerin gerçekleştirildiği, tarihin başından beri eşi benzeri olmayan bir yüzyıl ama aynı zamanda bağışlanmaz suçların ve kırık umutların yüzyılı-...