Osmanlı devletinde eskiden beri milletler itibar sırasına göre sıralanır ve az çok imtiyazları da farklı olurdu. Müslümanlardan sonra, Rumlar, Ermeniler ve Yahudiler şeklinde siralanirdi. Fermanda hepsinin aynı derecede tutulmasınin ilan edilmesi üzerine Rumlar, "devlet bizi Yahudilerle beraber etti. Biz Islamin üstünlüğüne razı idik" şeklinde itirazlarda bulundular.
Ayrıca, yerli tüccarlar iç gümrükleri ödemeye devam ederken, yabancı tüccarlar bu uygulamanın dışında bırakılacaktı. Böylece yabancı tüccarlar önemli bir ayrıcalık elde etmiş oluyorlardı.
18. Yüzyılın sonlarında hatta 19. Yüzyılın başlarında Osmanlı dış ticaretinin hacmi imparatorluk içindeki toplam üretimin yüzde 2 ya da 3'ünü aşmıyordu.
“Türk ırkı diğer ırklar gibi ispirto ile, sefahatle bozulmamıştır. Türk kanı, şanlı muhaberelerde çeliklemiş, gençleşmiştir. Türk zekası başka zekalar gibi tefessühe başlamamış, Türk hassasiyeti başka hassasiyetler gibi kadınlaşmamıştır… İstikbalin hakimiyeti Türk şekimesine mevuddur.Alman filozofu Nietzsche’nin tahayyül ettiği fevkalbeşerler(insanüstüler) Türklerdir. Türkler her yeni asrın insanlarıdır. Bundan dolayıdır ki, yeni hayat bütün gençliklerin anası olan Türklerden doğacaktır.”