Özge Ertaş

Özge Ertaş
@Ejma

Özge Ertaş

, bir kitap okudu
Puan vermedi·156 syf.·
2024 12. kitabı
Terry Eagleton
8.3/10 · 359 okunma
Reklam
Doğa hepimizi eşit olarak yaratmıştır, Sophie. Kader, toplum kurallarının bu ilk düzlemini bozmaktan hoşlanırsa, iğrenç heveslerini düzeltmek ve ustalığımız sayesinde en güçlülerin zorbalıklarını verimli bir yolda kullanmak da bize düşer... Pek severim şu zengin insanları, şu yargıçları, şu yüksek dereceli memurları dinlemeyi, erdem üzerine söylev verirlerken onları izlemek fazlasıyla eğlendirir beni. Yaşaması için gerekli paranın üç katına sahip olan kimselerin hırsızlardan korunması, çevresinde yalnızca boyun eğmiş dalkavuklarla esirlerin dönüp durduğu kişilerin çeşitli kötülükler tasarlamaması olanaksız denecek kadar güçtür. Bir kısım İnsanın hazlardan başı dönerken, sofraları birbirinden leziz yemeklerle dolup taşarken ılımlı olmaya çalışmak, azla yetinmek son derece can sıkıcıdır, bu insanlar yalnızca yalan söylemek zorunda olmadıkları zamanlar içten davranırlar, bunda da oldukça zorluk çekerler. Ama sen, Sophie, gözünde putlaştırma çılgınlığına düştüğün barbar Tanrı'nın otlar arasındaki yılanlar gibi sürünmeye mahkûm ettiği bizlerden, yoksul olduğumuz için hor görülen, zayıflığımız nedeniyle aşağılanan biz- lerden, şu yeryüzünde yalnızca acı, keder ve dikenlerle karşılaşan bizlerden tek kurtarıcımız olan, bize hayatın kapılarını açan, hayatımızı sakınan, koruyan, kaybetmemizi önleyen cinayetlerden, kötülüklerden kaçınmamızı istiyorsun; bizi ezen sınıf, kaderin bütün lütüflarından yararlanırken her zaman boynu eğik ve aşağılanan bizlerin yalnızca yoksulluğa, zorluklara, acıların yarattığı umutsuzluklara, gözyaşlarına, namus karasına ve giyotin korkusuna sahip olmasını istiyorsun! Hayır, hayır, Sophie, hayır, sonsuz saygı beslediğin bu Tanrı ya kendisini hor görmemiz için yaratılmıştır ya da arzuları senin düşündüğün gibi değildir en azından... O'nu daha iyi
Dostum. Asıl gerçek hiçbir zaman gerçek gibi görünmez. Biliyor muydunuz bunu? Gerçeği gerçeğe benzetmek için mutlaka bir yalan katmak gerekir.
Akıl hiçbir zaman iyilik ve kötülük kavramları arasındaki farkı görebilecek, hatta yaklaşık olarak iyilik ve kötülüğü birbirinden ayırabile- cek güce ulaşmamıştır. Tersine, utanılacak biçimde hep birbirine karıştırmıştır ikisini. Bilime gelince, kaba güce dayalı çözümler getirmekten başka bir şey yapmamıştır. Bu, insanlık için, vebadan, açlıktan, savaştan çok daha tehlikeli olan ve yüzyılımızda ortaya çıkan felaketlerin en korkuncu olan yarı-bilim için söz konusudur. Yarı-bilim bir despottur ve bir benzeri daha görülmemiştir. Bu öyle bir despottur ki, kendi bilim adamları ve kendi köleleri vardır. Bu despotun önünde insan, kendinden geçerek, düşünmeden secde eder. Bilim bile bu despotun önünde utanç verici bir şekilde titrer.