"Bir idam mahkûmu ölümüne bir saat kala yalnızca iki ayağının sığacağı kadar dar bir yerde, bir kayanın tepesinde yaşaması gerekse; çevresinde ise uçurum, okyanus, sonsuz bir karanlık, sonsuz bir yalnızlık ve sonsuz bir kasırga olsa, o bir arşınlık yerde bütün ömrü boyunca, bin yıl, sonsuza kadar yaşaması gerekse, şu an ölmektense öyle yaşamayı tercih edeceğini söylemiş ya da düşünmüş! Yaşasın da tek, yeter ki yaşasın! Nasıl olursa olsun da, yeter ki yaşasın! Nasıl bir gerçek bu Allahım, nasıl bir gerçek! İnsanoğlu ne kadar alçak!"
"Ama sırf bu yüzden ona alçak diyen de alçaktır" diye ekledi bir dakika sonra
İnsan varoluş putlarını ardında bıraktığı an Tek'in seyrine başlar. O andan itibaren dünyaya atılmışlığını, köksüzlüğünü, şekilsizliğini, adsızlığını anlayacak. Bu bilinçle hareket eden Tek'in yaşamı, sahici nitelik kazanır. Sahicilikte Tek, Hiç ve Hiç'ten kopan Varlık'la yüzleşecektir. Hiç'i ve Varlık'ı bir arada kavrayacaktır. Burada duyacağı kaygı insan yaşamında daima var olacaktır. Kaygı, kriz ve bulantı gelip geçici değil, sürekli olandır. Ancak bulantı insana sahici yaşamın olduğunu anımsatır. Tek, buradan yola çıkarak yaşama karşı sorumluluk duyar ve onu düzenleyerek karmaşadan kurtararır.
Başarı, Bernard’ın başını döndürmüş ve bu arada (her iyi uyuşturucunun yapacağı gibi) o zamana kadar hiç de memnun olmadığı dünyayla uzlaştırmıştı. Kendi önemini teslim ettiği sürece, düzen iyiydi. Fakat, başarı kendisini uzlaştırdıysa da, yine de düzeni eleştirme ayrıcalığından vazgeçmeyi reddediyordu. Çünkü eleştiri eylemi, kendi önem hissini pekiştiriyor, daha güçlü hissettiriyordu. Dahası, eleştirilecek şeyler olduğuna gönülden inanıyordu. (Aynı zamanda başarılı olmaktan ve istediği kızlarla birlikte olmaktan da hoşlanıyordu.)
...düzeni ve kuralları çekiştirerek gösteri yapıyordu