İslâmi adâlet o kadar aşikâr ve parıltılıydı ki, mağlup olanların en câhil sınıfı bile eski zâlim hükûmet ile yeni âdil hükûmet arasındaki farkı görüyor ve kendisinin hayat ve saadetini güvenlik altına alan İslâm hükûmetine tam bir sadâkatla bağlanıyordu.
İlk dönem örnek nesil; Kur’an’a kültürünü ilerletmek, bilgisini artırmak, haz almak veya tatmin olmak gibi amaçlarla yaklaşmazdı. Onlar; Kur’an’ı, kültürü geliştiren, ilmi ve fıkhi hususlarda bilgi dağarcığını dolduran bir kaynak olarak algılamıyorlardı. Onlar, kendilerinin ve içinde yaşadıkları toplumun nasıl bir hayat tarzı takip etmesi gerektiğini öğrenmek -ve bunu da savaş alanında aldığı anlık emri derhâl yerine getiren bir ordu gibi- tatbik etmek için Kur’an’ı inceliyorlardı.
İnsanlar, yalnızca İslâm nizamında tek Allah’a kulluk ederek, tek Allah’ın emrine uyarak ve tek Allah’ın huzurunda boyun eğerek birbirlerine tapmaktan, başkasının kölesi olmaktan kurtulur.
Eğer “rağbet edilen medeniyet” Avrupa’nın “fazilet ve kötülüklerini içinde barındıran şeyler ise” bizim için yalnız fazilet tarafını alıp yarım medeni kalmak hayırlıdır; zira biz, o tipin Avrupa’yı helâk edeceğine, tarihi delil ve misalleriyle kailiz.