Kur’an’da zina konusu çoğu zaman klasik fıkıh ve tefsir geleneği içinde “evlilik dışı cinsel ilişki” şeklinde açıklanmıştır. Ancak Kur’an’ın bütüncül anlatımı, kullanılan kelimeler, şahitlik şartı ve mahremiyet ilkesi birlikte değerlendirildiğinde bu konunun yeniden düşünülmesi gerektiği kanaatindeyim.
Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki Kur’an’da cinsel ilişkiyi ifade eden tek kelime “zina” değildir. Kur’an’da cinsel birliktelik için “kadınlara yaklaşmak”, “kadınlara dokunmak”, “eşlere varmak” ve “nikâh” gibi farklı ifadeler kullanılmıştır. Bu durum, zina kelimesinin sadece biyolojik anlamda cinsel ilişkiyi ifade eden genel bir kelime olmadığını göstermektedir. Zina kavramı, daha çok toplumsal, ahlaki ve hukuki sonuçları olan bir fiil olarak değerlendirilmelidir.
Bu noktada en önemli hususlardan biri, zina isnadı için Kur’an’da çok sayıda şahidin aranmasıdır. Eğer bir fiilin zina olarak sabit olabilmesi için birden fazla şahidin bulunması gerekiyorsa, bu durum bize meselenin insanların gizli ve mahrem alanlarında araştırılacak bir konu olmadığını gösterir. Kur’an, kişilerin özel hayatına girilmesini, onların mahrem alanlarının izlenmesini veya araştırılmasını emretmez. Aksine, zina isnadında bulunan kişiye ağır bir ispat yükümlülüğü getirerek dedikodu, iftira, itibarsızlaştırma ve namus üzerinden toplumsal baskı kurulmasını engeller.
Bu nedenle zina kavramı, yalnızca iki kişi arasında gizli kalmış bir cinsel ilişki olarak değil; toplum önünde alenileşmiş, birçok kişinin açıkça şahit olabileceği, kamu ahlakını ve mahremiyet düzenini bozan bir fiil olarak da düşünülebilir. “Zinaya yaklaşmayın” ifadesi de bu çerçevede, kişileri ve toplumu açık hayasızlığa, mahremiyet ihlaline, iffetsizlik isnadına ve kamu düzenini bozacak davranışlara götüren yollardan uzak durma uyarısı