Kur’an’ın sunduğu din anlayışı sadedir; insanı iman, ibadet ve ahlâk temelinde inşa etmeyi hedefler. Fakat dine sonradan eklenen ritüel ve uygulamalar, bu sadeliği zedeleyerek dini ağırlaştırmakta, hatta zamanla yaşanmasını zorlaştırmaktadır. Oysa Kur’an açıkça “Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez” ilkesini ortaya koymuştur.
Bu nedenle dinin korunması, yalnızca dine düşmanlıktan değil; iyi niyetli eklemelerden de sakınmayı gerektirir. Zira dine eklenen her unsur, zamanla dinin kendisi gibi algılanmakta ve bu da dinin öz mesajının görünmez hâle gelmesine yol açmaktadır. Dinin özü olan adalet, ahlâk, takva ve bireysel sorumluluk; ritüel yoğunluğu içinde arka planda kalabilmektedir.
Sonuç olarak, sağlıklı bir din anlayışı; Kur’an merkezli, sünnet merkezli, tevhid hassasiyeti yüksek ve kültürel unsurlarla dinî hükümleri birbirinden ayırabilen bir bilinçle mümkündür. Bu bilinç, ne geleneği bütünüyle reddeder ne de onu dinin yerine koyar. Aksine, geleneği ait olduğu yere yerleştirir ve dini asli sınırları içinde korur.