Ekrem Ciğerli

Ekrem Ciğerli
@Ekrem22
Okur, Yazar
Hz. İsa Öldü mü?
Sonuç itibariyle Hz. İsa ölmemiştir, öldürülmemiştir. Ayetler bu konuda açık ve net ifadelerle Hz. İsa’nın ölmediğini öldürülmediğini ve Allah tarafından kendisine yükseltildiğini ifade etmektedir. Eğer Hz. İsa ölmediyse Allah tarafından kendisine yükseltildiyse Hz. İsa dünya yurduna geri mi gelecektir. Bu konuda ayetler herhangi bir şey söylememekle birlikte Hz. İsa Allah’a büyük bir bağlılıkla bağlı ve bir peygamber olarak aynı şehitler için ifade edilen onları öldü sanırsınız onlar ölü değillerdir. Hadiste geçtiği üzere şehitlerin dünyaya geri gelmek istemesi ve bu mücadelede tekrar görev almak istemlerini hatırlamak isterim. Bu noktada Hz. İsa’nın dünya yurduna geri dönmesi bu bahsettiğim şehitlik hususu ile aynı doğrultuda kıyas edilebilir. Yani şehitlerin dünyaya geri döneceğine inanıyorsak peki hala ve daha kuvvetli bir şekilde Hz. İsa’nın da dünyaya geri dönmesi söz konusudur ve Allah için tekrar mücadele edebilecektir. Bu konuda hiç şüphe yoktur. Bakara Suresi 154. Ayet Allah yolunda öldürülenlere “ölüler” demeyin. Hayır, onlar diridirler; fakat siz farkında değilsiniz. Âl-i İmrân Suresi 169. Ayet Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler; Rableri katında rızıklandırılmaktadırlar. Âl-i İmrân Suresi 170. Ayet Allah’ın kendilerine lütfundan verdiği nimetlerle sevinç içindedirler. Arkalarından henüz kendilerine katılmamış olanlara da hiçbir korku olmayacağını ve onların üzülmeyeceklerini müjdelemek isterler. Âl-i İmrân Suresi 171. Ayet Onlar, Allah’tan gelen bir nimeti, lütfu ve Allah’ın müminlerin mükâfatını zayi etmeyeceğini müjdelerler. Hadis: Şehit, Allah katında gördüğü ikram sebebiyle dünyaya dönmeyi ve tekrar Allah yolunda şehit edilmeyi ister.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Hz. İsa Öldü mü?
Allah Kuran ayetlerinde Hz. İsa hakkında; onun ölüp ölmediği hakkında açık bir şekilde ayetlerle bize gerekli mesajı ilettiğini görüyoruz. “Onu kesin olarak öldürmediler.” Bu cümle her şeyin açıklayıcısı değil midir? Ve hatta onu öldürmediler asmadılar da ve onlara öyle gösterildi demektedir. Yani Hz. İsa Allah tarafından kendisine yükseltilmiştir. Nitekim Ali İmran 55 de bu ifade de açık bir şekilde görülmektedir. Ali İmran 55 te “Ey İsa! Şüphesiz seni kendime yükselteceğim.” Demiştir. Ve bu konuda ayetlerle sabittir. Hz. İsa öldürülmemiştir ve Allah tarafından kendisine yükseltirilmiştir. Yine aynı ifade Nisa 158 ayette şöyle geçmektedir: “Bilakis Allah onu kendisine yükseltti.” Görülmektedir ki Hz. İsa ölmemiştir. Bu noktada Ali İmran Suresi 55. Ayette seni kendime yükselteceğimden önceki ifade birilerinin kafasını karıştırıyor olabilir. “Ey İsa! Şüphesiz seni vefat ettireceğim, seni kendime yükselteceğim.” Burada seni vefat ettireceğimden kasıt nedir. İnsanlar nezdinde onun ölümünü görmeleri olabilir. Ancak sonuçta ayetlerde hem Nisa 158 hem Ali İmran 55 ayette ve nihayet Nisa 157 ayette Hz. İsa’nın ölümü hakkında “Bu konuda zanna uymaktan başka hiçbir bilgileri yüktür. Onu kesin olarak öldürmediler.” İfadesi Allah katına yükseltilmesi ayetleri anlamamız hakkında bize yol göstericidir. Sonuç itibariyle Hz. İsa ölmemiştir, öldürülmemiştir. Ayetler bu konuda açık ve net ifadelerle Hz. İsa’nın ölmediğini öldürülmediğini ve Allah tarafından kendisine yükseltildiğini ifade etmektedir. Eğer Hz. İsa ölmediyse Allah tarafından kendisine yükseltildiyse Hz. İsa dünya yurduna geri mi gelecektir?
Hz. İsa Öldü mü?
Nisâ 157. Ayet Bir de “Biz Allah’ın elçisi Meryem oğlu İsa Mesih’i öldürdük” demeleri sebebiyle... Oysa onu öldürmediler ve asmadılar; fakat onlara öyle gösterildi. Onun hakkında ayrılığa düşenler kesinlikle şüphe içindedirler. Bu konuda zanna uymaktan başka hiçbir bilgileri yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler. Nisâ 158. Ayet Bilakis Allah onu kendisine yükseltti. Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Sela
Kur’an’ın sunduğu din anlayışı sadedir; insanı iman, ibadet ve ahlâk temelinde inşa etmeyi hedefler. Fakat dine sonradan eklenen ritüel ve uygulamalar, bu sadeliği zedeleyerek dini ağırlaştırmakta, hatta zamanla yaşanmasını zorlaştırmaktadır. Oysa Kur’an açıkça “Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez” ilkesini ortaya koymuştur. Bu nedenle dinin korunması, yalnızca dine düşmanlıktan değil; iyi niyetli eklemelerden de sakınmayı gerektirir. Zira dine eklenen her unsur, zamanla dinin kendisi gibi algılanmakta ve bu da dinin öz mesajının görünmez hâle gelmesine yol açmaktadır. Dinin özü olan adalet, ahlâk, takva ve bireysel sorumluluk; ritüel yoğunluğu içinde arka planda kalabilmektedir. Sonuç olarak, sağlıklı bir din anlayışı; Kur’an merkezli, sünnet merkezli, tevhid hassasiyeti yüksek ve kültürel unsurlarla dinî hükümleri birbirinden ayırabilen bir bilinçle mümkündür. Bu bilinç, ne geleneği bütünüyle reddeder ne de onu dinin yerine koyar. Aksine, geleneği ait olduğu yere yerleştirir ve dini asli sınırları içinde korur.
Sela
Sela uygulaması, İslam’ın asli ibadetlerinden biri olmamakla birlikte, Osmanlı şehir düzeninde olağanüstü durumlarda toplumu bilgilendiren ve seferber eden kültürel bir çağrı işlevi görmüştür. Zamanla bu uygulama, dinî sembolizmle güçlendirilmiş ve toplumun kolektif hafızasında “dini bir pratik” gibi algılanmaya başlamıştır. Bu süreç yalnızca sela ile sınırlı değildir. Kılıç kuşanma törenleri, fetih ritüelleri, hutbede padişah adına dua edilmesi, Sancak-ı Şerif kültü gibi birçok uygulama, teolojik bir zorunluluktan değil; siyasal ve toplumsal ihtiyaçlardan doğmuştur. Bu durum, Osmanlı pratiğinde dinin, toplumu düzenleme ve siyasi otoriteyi meşrulaştırma işleviyle iç içe geçtiğini göstermektedir. Ancak burada ciddi bir sorun ortaya çıkmaktadır: Dine ait olan ile kültüre ait olanın sınırları bulanıklaşmaktadır. İyi niyetle ortaya çıkan ve başlangıçta toplumsal fayda sağlayan bu tür uygulamalar, zamanla dinin bir parçasıymış gibi algılanmakta ve böylece yeni ritüeller, yeni “kutsallık alanları” oluşmaktadır. Bu durum, İslam düşüncesinde “bid‘at” olarak tanımlanan tehlikeye kapı aralamaktadır.