Ali Lidar, Z Raporu’nda kendi iç hesaplaşmalarını, hayatından kısa kesitleri ve anılarını bizlerle paylaşıyor. Kitap oldukça kısa görünse de sayfaların içine girdiğinizde mutlaka kendinizden, kendi yaranızdan bir parça buluyorsunuz.
İtiraf etmeliyim ki, bu kitabı bitirmem biraz vakit aldı; adeta oyalana oyalana, sindire sindire okudum. Kitapta o kadar çok yara, o kadar çok "yara sarma isteği" var ki... Okurken arada kaç kere depresyona girip, kaç kere düşüp dizlerimi kanattığımı hatırlamıyorum bile. Resmen dert sahibi oldum; sonra da o dertleri öyle bir sattım ki, sonunda kar-zarar hesabı yapamayan birine dönüştüm. Kendi kendimizle hasbihal yapıyorduk ne güzel. Konu ne ara buralara geldi. Ben nasıl içimin acısından, kendimi can kırıklarıyla başederken buldum inanın bilmiyorum.
Bir yandan kendimi sarmaya çalışırken, diğer yandan "imdat, can çekişen bir gençliğin yardıma ihtiyacı var!" diye hastane koridorlarında koştururken bulmuş olabilirim kendimi. Bu gecikmelerim, o yoğun duygu karmaşasından ve isyana bulanmış cümlelerin arasında kaybolmamdandır.
Biliyorsunuz, ben inceleme yazma konusunda pek iddialı değilim; öyle büyük methiyeler dizemem. Benim incelemelerim genellikle kendi çapımda eğlenmek ve aslında biraz da kendi kendime konuşmak gibi... Tıpkı Ali Abi’nin bir meyhane köşesinde kadehini yudumlarken kendi kendine mırıldandığı o dertli ama samimi cümleler gibi.
Özetle; samimiyet arayan, biraz durup içine bakmak isteyen herkes için naçizane tavsiyemdir. Okuyun, okutturun...