Millet, ancak devletlerin yıkılış ve çöküş karmaşaları içinde bulunduğu zamanlarda tarihin kaydettiği, çok önemli ve korkunç anları yaşıyordu. Böyle anlarda, kaderini kendi eline almakta gaflet gösteren milletlerin, geleceği meçhul ve felakettir.
Türk milleti, bu gerçeği anlamaya başlamıştı. Bu anlayış sonucudur ki, kurtuluş umudu vaat eden, her samimi çağrıya koşmaktaydı. Ancak uzun asırların uyuşturucu yönetim ve eğitiminin bir toplumu bir günde, bir senede azat edeceğini düşünmek ve kabul etmek doğru değildir. Bu sebeple, olayların ve gerçeğin farkında olanlar, elinden geldiği kadar, mensup olduğu milleti aydınlatarak ve ona doğru yolu göstererek, onlara, kurtuluş yolunda kılavuzluk etmeyi, en büyük insanlık vazifesi bilmelidirler.
Kendine hakim olabilen varlığın hayatta hiçbir şeyden korkmasına gerek yoktur; lakin kendine olan saygısını her şeyin üstünde tutmuyorsa, bedelini son kuruşuna kadar öder.
Bir erkeğin daha önce hiç görmediği bir kadını elinden tutup at arabasına götürürken elini biraz sıksa, hakiki inceliğe sahip bir kadın, laubalilik ve hakaret olarak görür, güzelliğine gösterilen bu anlamsız hürmet koltuklarını kabartmaz. Bunlar, dostluğun ayrıcalıkları yahut yüreğin ansızın parlayan erdeme hürmet ettiği anlardır: Hayvan ruhlarından ibaret olanlar, sevmenin güzelliğini yaşayamaz.