Semerkant'tan sonra nereye gidilirdi ki? Burası benim için Doğu'nun en uç noktası, her türlü büyülenmenin, hayretin ve dipsiz, akıl sır ermez bir hasretin mekânıydı.
Sözler, ister iyi, ister kem olsunlar, oklara benzerler; sürüyle atarsın içlerinden biri hedefi vurur. Giderek gönlün dostlarına kapanır, hainler yanına yörene yerleşir, o zaman gücünden ne kalır geriye?
Mekânları ve şehirleri, bağırlarında sakladıkları tarih öbekleri ve katmanlarıyla birlikte okuduğumuzda, karşımıza çıkan hakikat sarsıcı: Aslında biz, şu anda, defalarca yıkılıp yeniden yapılan, sakinleri sayısız defalar değişen tabii ve gayri tabii yıkımların ardından sayısız kerelerce onarılan ve değiştirilen yerleri ziyaret ediyoruz. Örneğin, insanın soluğunu kesecek mükemmellikteki Hive ve Buhara'yı adımlarken, buraların tarihte muhatap olduğu kıyım, katliam ve saldırıları düşününce, tarih daha da çarpıcı hale geliyor Yaşadığımız dönemin "en iyi” veya "en kötü” olduğu hakkındakj yüzeysel yargılarımız anlamını tamamen yitiriyor böylece. Aslında hepimiz, bize takdir olunan zamandakj rollerimizi oynamaktan öte bir şey yapmıyoruz.
Tarih okumaları eşliğinde sürdürülecek benzer seyahatler, aslında günümüzdeki sorumluluklarımızı bize hatırlatacak derslere dönüşebiliyor, bu açıdan düşününce. Bizden öncekilerden ne aldık, bizden sonraya ne bırakacağız? Seyahatlerin temel hedefi, bu sorunun cevabını araştırmak aslında.
Tarih, sadece sıkıcı bir kronoloji değil; günümüzde bizlere de bir şeyler söyleyen canlı bir organizma. Böyle bakınca, her seyahat, aslında kalın bir cilt kitabı dikkatlice okumak kadar öğretici ve ibretlerle dolu. . .