Uğur Oğraş

Uğur Oğraş
Adaletin adını neden anmıyorsun şimdi, burada.
Lisans
Malatya
Malatya
24 okur puanı
Aralık 2017 tarihinde katıldı
Ada ve Tepe'de İzlekler
9/10
·144 syf.··
Beğendi
·
2017 8. kitabı
''Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı'' (USBGA) üç öyküden oluşmakta, Ada, Tepe ve Dutlar. Dutlar'ı bu yazıda irdelemeyeceğim, daha çok Andronikos ve İoakim'in gerek kaçış gerek sorgu izleklerinden ve Bilge Karasu'nun metinlerinde öne çıkan ikililiklerden bahsedeceğim. USBGA Andronikos'un adaya gidişi ile başlar, Andronikos Bizans'ta manastırın-yazıcı manastır- birinde bir keşiş olarak görev yapmaktadır ve o dönem dışardan uzanan eller vasıtasıyla inançta yeniliğe gidileceğine, resim karşısında ibadet etmenin puta tapıcılığa vardığını belirten söylemler dolaşmaya başlar sokaklarda . Bu dışardan uzanan el imparatorun yakın ilişkiler kurduğu doğu imparatorlarına söylenmektedir. Böylelikle inançta yapılan bu rit-alışkı- değişikilği kimilerince kabul görürken kimilerince kabul görmemektedir ama en nihayetinde imparatorun dediği olacak inancın alışkısı yeni bir şey ile, dayatılan bir şey ile yer değiştirecektir. '' O resimler duvardan indirilemezdi. Onlar, olsa olsa gene boyayla, badanayla, harçla kapatılır örtülürdü. '' Andronikos adaya çıkmıştır ve önce tepeye doğru çıkıp bir su kaynağı bulup ardından kendine bir barınak yapıp hayatını sürdürmeyi amaçlayacaktır. Bu kısmı bir kenarda bırakalım ve Andronikos'un düşüncelerine biraz daha girelim . Andronikos yeni alışkıyı kabul etmeyeceğini ama inancının eski alışkısını da savunacak denli kuvvetli olmadığının farkına varınca manastırdan kaçmayı düşünecektir. ''Oysa afaroza, işkenceye varmadan, yalnız zindanı düşünmekle yetinmişti. ....... İmdi, demişti o gece, kendi kendine tartışır, konuşurken, zindandan bu kadar korkuyorsam, zindana atılmağı bu kadar korkunç bir şey sayıyorsam inancımın gücünü duyduğumu, inancımı değiştirmemeğe karar verecek ölçüde nasıl söyleyebilir, nasıl düşünebilirim.'' Andronikos daki en belirgin
Edebiyat
Uzun Sürmüş Bir Günün AkşamıBilge Karasu · Metis Yayınları · 20192,174 okunma
Reklam
Erdal Öz ile Tanışma Fırsatınız
7/10
·296 syf.··
2020 9. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 18 Mart 2020 22:58
Daha önce adını duymuş ama kendisiyle tanışma fırsatını yakalayamamış okurlar için "Düşünüyorum da, Müthiş Bir Şey" derlemesi güzel bir ilk fırsat olabilir okurlar için. Okumayı uzun zamandır düşündüğüm bir yazardı Erdal Öz ve kendisiyle bu ilk tanışma faslı benim açımdan çok dolu ve güzel geçti. Bu derlemede - derleme diyorum çünkü zamanın edebiyat dergileri ve gazete köşelerinde çıkan yazılarının toplanmış halidir kitap- yazarın ilk gençlik yıllarından tutun daha bir alçak gönüllü olduğu iki binlerin başlarına kadar yayınlanmış yazılarını bulacaksınız. Yazarın görüşleri, edebiyat ve dil üzerine yer yer sitemleri yer yer övgüleri ile dolu bir kitaptır "Düşünüyorum da, Müthiş Bir Şey". Erdal Öz okuruna bir çağrıda bulunmuştur "Ben, kendi yazdıklarımın ilk okuruyum. Yazdığım her cümle, her paragraf, okur olarak kendimi düşünüp yazdığım, okur olarak benim beğenimden süzülüp geçecek cümleler, paragraflardır. Benim kafamdaki okurum "ben"im, kendimim. Başkaları beni ilgilendirmez. Öyleyse, benim okurum, benim yazdıklarımdan hoşlanabilmek için, benim yapımda, benim düzeyimde, benim beğeni düzeyimde biri olmak zorundadır." "Öykü Deyince" (sayfa 237) adlı yazı kitap içerisinde beğendiğim onca yazının başına geçebilir nitelikte, aşağıda bu yazıdan bir alıntı sizi bekliyor: "Öykü bir gülün açılışıdır, bir tohumun toprağı kabartıp dünyaya çıkışıdır, bir kısrağın tayını doğuruşudur; bir kedinin can çekişmesidir...." ve şu kısım " http://1000kitap.com/gonderi/65156187 " "Çağını yaşamayan sanatçıyı yadsıyor" Erdal Öz ve bunu derken elbette ki çağını yaşayarak yazıyor, yeri geliyor düşünce suçundan mahpus yatıyor yeri geliyor o düşünce suçuyla dolu olan (!) kitapları bastığı için yargılanıyor. En nihayetinde Erdal Öz bir güzel insan oluyor benim için, doğrunun yanında olan güzel
Edebiyat
Düşünüyorum da, Müthiş Bir Şey!Erdal Öz · Can Yayınları · 201629 okunma
Aşk ve Kolera Eğretilemesi
2/10
·442 syf.··
2020 7. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 25 Şubat 2020 23:30
Büyülü gerçekçi yazarlar arasında adına sık rastladığımız Marquez'in "Kolera Günlerinde Aşk" romanı bu alanda sizi çokta tatmin edecek bir eser olmamasına rağmen yer yer zamansal kargaşalara gark olmak bir nebze hoşunuza gidecektir. Yazarın "Yüzyıllık Yalnızlık" adlı eserini okumadığım için, oradaki büyülü gerçekçiliği üzerine bir şey diyemiyorum fakat Borges'in "Yolları Çatallanan Bahçe" adlı kitabının öykülerinde rastladığım o büyülü gerçekçi atmosferle kıyasladığımda, Kolera Günlerinde Aşk'ın o kuyuya bir taş atmışlığını gördüğümü söyleyemem. Peki bu büyülü gerçekçilik nedir? Büyülü gerçekçilik, gerçek ve fantastik, alışılmış ve alışılmamış olanı bir arada kullanır. Fantastik veya alışılmamış olan, eserde büyülü bir hale dönüşür. Dolayısıyla, büyülü gerçekçilik, gerçek ve fantastiğin mükemmel oranda bileşimi olarak algılanmalıdır. Büyülü gerçekçi bir eser, doğal olan ile doğaüstü olanı okuyucuyu şaşırtmadan kaynaştırmalıdır.* Kitaba adını veren "kolera" bir benzetmedir burada, "kolera" Transito Ariza tarafından oğluna yakıştırdığı bir aşk halidir. Bir çok yerde eski salgından bahsedilse de ve zamanı geldiğinde kullanılacak bir durum olsa da kitabın adına kanarak okuyacak çok kişi olacağını düşünüyorum ki bunlardan biri benim. - 2015 te edindiğim kitabı şu coronavirüsü yüzünden okumaya başladım, evet - Kolera aslında güzelce kullanılmış, kılıfına uydurulmuş bir vaziyet alır kitabın sonlarında, benzetme dedik evet ve okuduğunuz onca sayfa sadece son sayfalarda kitabın adını bulur, yani size kolera günlerinde aşkı sunar. Ben bu kitaba başlarken çok başka bir taslakla başlamıştım fakat hiç beklediğim gibi olmayan olaylar silsilesi beni bezdirmekten öte gidemedi, başlarken "Veba" 'da anlatılan o bulaşıcı hastalık kavramının bir aşk çerçevesinde kapsamlı bir şekilde
Edebiyat
Kolera Günlerinde AşkGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 201511,2bin okunma
İnsan Kendi Felaketini Kendi Yaratır
9/10
·232 syf.··
Beğendi
·
2019 5. kitabı
·
83 günde okudu
·
Okunma: 04 Aralık 2019 04:40
Bilge Karasu okuyorsanız birbirine geçmiş metinlerle, anlamını bulmaya çalıştığınız, sözlüklerde olmayan kelimelerle (bolartı tansığı), yazarın kendine has tamlamalarıyla (çapavulun çattığı çaparız) karşılaşacak olmanız ne diyor bu adam dedirtebilir. Öncelikle Bilge Karasu'yu okumak yeni başlayanlar için başlı başına bir meziyet gibi gelebilir ama inanın Karasu'yu okumak başlı başına bir zenginlik katacaktır size. Şu an okumadığım iki ya da üç kitap var Karasu 'dan. Ben 2011 yılında tanıştım Karasu ile ve bu tanışma faslı bayağı dolambaçlı yollarla gerçekleşti. Kitaplarını zamana yayarak okuma kararı almıştım çünkü henüz zamanı var gibi geliyordu bana, biraz daha olgunlaştıktan sonra okuyayım diyordum, araya kaynayıp boşa gitmesin diyordum. Tabii bu kişiden kişiye göre değişir 9 yıl önce lisenin ortalarında edebiyata merak salmış bir öğrenciydim ve gidecek daha çok yolum vardı... Neyse buraya kadar okuduysanız kitabın içinden bir kaç öyküye değinip noktalayacağım bu yazıyı. Kitaba adını veren masalımız her öykü bitiminde (ya da başlangıcında) devam eden bir masaldır ara ara o masala girdiğimiz için bazen kopmalar olabiliyor ama masal sıkıcı gelse de sonu çarpıcıdır, ben sürpriz bozan vermeden yazmak istiyorum ama bu zor oluyor biraz. '' İncitmebeni '' adlı öyküde genel olarak insanların bir felaketi beklerken ya da şöyle diyeyim bir felaketin gelip kendilerini zor durumda bırakmaması için hazırlık yaparlarken olası ters bir durumla karşılaşınca felakete kendi elleriyle kapı açmalarını anlatır ki bu öykü benim favorimdir bu kitapta. '' Usta Beni Öldürsen E '' adlı öyküde çıraklıktan kalfalığa gelmiş bir canbaz ve ustası anlatılır, bu öyküyü de yukarıda ki İncitmebeni ye bağlayabiliriz. Şöyle ki insan gerçekten korktuğu şeyi başına kendi yapıp/yapmadıkları ile
Edebiyat
Göçmüş Kediler BahçesiBilge Karasu · Metis Yayınları · 20171,554 okunma