(Spoiler içerir!)
Daha kısa olabilir miydi? Kesinlikle. Yine de sirki okumayı sevdim. Patlamış mısırın kokusunu ve pamuk şekerin tadını neredeyse alabiliyordum. Sirk, katılanları gibi beni de büyüledi desem yalan olmaz.
Kitapta tarihler karışık ilerliyor ancak böyle olunca da seviyorum ben, tek sıkıntısı sık aralıklarla tarihin değiştiği 500 küsür sayfalık bir kitabın çok ara vermeden, dikkatle okunması gerektiği. Bir de her bölüm başı tarihe dikkat etmek gerek tabii, sık bölüm atlandığı için unutmak kaçınılmaz oluyor bazen.
Rahatsız edici olan şey, Marco ile Isobel'in ilişkisinin ne zaman bittiğini anlayamamam- görünüşe göre Marco resmi olarak ilişkilerini sonlandırmadan, kadını sadece görmezden gelmeyi tercih etti ve ana kadın karakterle, yani Celia ile beraber oldu. (Seneler sonra Isobel'den özür diledi ama samimi bile gelmedi,, biraz bencildi açıkçası. Kendisi de itiraf etti zaten.) Kitapta birçok şey ağır işlenirken Celia ve Marco'nun aşkının başlama noktasını kaçırdım, aralarındaki duygular fazla hızlı gelişti gibi. Bu birbirlerine bağlı rakipler olmalarının da doğal bir sonucuydu, kitapta aralarında şehirler olmasa aşklarının daha kısa sürede gelişeceğinden bahsediliyordu ve birbirlerine ilgi duymaları gerçekten uzun zaman aldı ancak bunun sebebi konuşuyor bile olmamalarıydı. Ne zaman iletişim başladı, o zaman hızla var olan bir aşk okuduk, bu da birbirlerini yeterince tanımamışlar gibi hissettirdi. Kitaptaki atlayan zaman akışıyla ilgili değil, bize verilmesi gereken o aşkın gelişim aşaması yeterince sunulmamış gibiydi.
Karşılaşmanın amacı hakkında kafamda soru işareti kalmadı bu arada, bu konuda bazı eleştiriler gördüm ama kitap boyunca kademeli olarak oyunun amacı açıklanıyor. Celia, Hector reddetse bile öğretmenlerinin kendi yeteneklerini karşılıklı