“Ona göre sanatçı olmak, artık ağırbaşlı ve saygıdeğer bir atölye sahibi olmak değildir. Sanatçı, onun ilgisi için prenslerin ve kardinallerin yarıştığı bir virtüöz (büyük usta) olmalıdır.”
Leonardo: “Ustasını aşmayan bir öğrenci, zavallı bir öğrencidir,” dememiş miydi? Yeni ve alışılmadık deneyleri, bir bakıma büyük “klasik” sanatçıların kendisi başlatmıştı.
“Tiziano’nun ilk biyografilerini yazan yazarlar, İmparator V. Charles’ ın, sanatçının elinden yere düşürdüğü fırçasını eğilip alarak onu onurlandırdığını hayranlık ve şaşkınlıkla anlatırlar. Olay bizler için önemsiz görülebilir, ama o çağların katı saray kurallarını düşünürsek, bu olayın ne kadar önemli olduğunu, yeryüzü gücünün en büyük temsilcisinin, bir dehânın yüceliği önünde eğilerek, simgesel olarak kendini ondan daha aşağı gördüğüne inanılmakta olduğunu fark ederiz.”
Bu İnanç ve bu umut, başka hiçbir yerde, Dante ve Giotto’ nun kenti, zengin ticaret merkezi Floransa’ daki kadar yoğun olmadı. İşte bu kentte, XV. yüzyılın ilk çeyreğinde bir grup sanatçı, geçmişin tüm düşünceleriyle bağlarını kopararak, yeni bir sanat yaratmayı amaçladı.