Doğayı “idealleştirmek” için kullanılan yöntemleri göklere çıkaran ve güzelliği elde etmek için gerçeği feda edenler Raffaello ve izleyicileriydi. Eğer sanat ıslah edilecekse, o zaman Raffaello’ dan önceki dönemlere, sanatçıların “dürüstlük” lerini yitirmediği, doğayı aynen taklit etmek için ellerinden geleni yaptıkları ve dünyevi çıkarlar yerine Tanrı’ nın zaferine inandıkları zamanlara dönmek lazımdı.
Sanatçıların yaşamı hiçbir zaman engellerden ve endişelerden yoksun geçmemişti belki, ama en azından “eski güzel günlerde” hiçbir sanatçı niçin dünyaya geldiğini kendine sorma zorunluluğunu da duymamıştı.
“Kabul etmeliyiz ki,” diyorlardı, “gözün gördüğünü, elin açıkça kopya ettiği bir portre ya da manzara resmi yapımının, biraz el emekçiliği gibi görünen tarafı var; ancak bu işin zanaatkârlıktan öte bir şeyler gerektirdiğine hiç kuşku yok: Bu iş bilgi ve hayal gücü gerektiriyor. Bunlar olmasaydı Reni’ nin ‘Aurora’ sı ya da Poussin’ in ‘Et in Arcadia ego’ su gibi konular nasıl resimlenebilirdi?”