Elif H.

Çocuklar daha küçükten şu tür sözleri yüzlerce, binlerce kez duyuyorlar: "Dokunma, kırarsın!", "Elleme, düşürürsün!", "Kurcalama, bozarsın!", "Koşma, düşersin!" Birine kırk kez, "Hastasın!" dersen hasta olurmuş. Binlerce defa bu sözleri duyan çocuğun kendine güvenememesi çok doğal bir sonuçtur. Sorumluluk için eyleme geçmek ve bu eylemi sürdürmek sanıldığı kadar kolay değildir ama bu olmadan başarıya ulaşmak da olanaksızdır. Çocuğuyla sürekli iletişim içinde olan anne-baba, eyleme geçmede ve uygulamayı sorumlu biçimde sürdürmede ortaya çıkan engelleri çocuğuyla birlikte keşfedebilir ve zamanla bu engellerin teker teker üstesinden gelebilir.
Reklam
Aklını, zihnini kullanması engellenmiş bir insan sürekli yarım kalacak, başkalarına muhtaç olacak ve bu nedenle kendi benliğini keşfetmiş özgür bir insan olamayacaktır. Kendi benliğini keşfedememiş, özgür olmayan bir insanın yaşam başarısından söz edilemez.
𝐺𝑒𝑟𝑐̧𝑒𝑘 𝑜̈𝑧𝑔𝑢̈𝑟𝑙𝑢̈𝑔̆𝑢̈𝑛 𝑘𝑎𝑦𝑛𝑎𝑔̆ı𝑛ı, 𝑒𝑙𝑖𝑛𝑑𝑒𝑛 𝑔𝑒𝑙𝑒𝑛𝑖𝑛 𝑒𝑛 𝑖𝑦𝑖𝑠𝑖𝑛𝑖 𝑦𝑎𝑝𝑚𝑎 𝑔𝑎𝑦𝑟𝑒𝑡𝑖 𝑣𝑒 𝑦𝑎𝑝𝑎𝑟𝑘𝑒𝑛 𝑐𝑜𝑠̧𝑘𝑢𝑙𝑢 𝑜𝑙𝑚𝑎 𝑏𝑖𝑙𝑖𝑛𝑐𝑖 𝑜𝑙𝑢𝑠̧𝑡𝑢𝑟𝑢𝑟.
-mış gibi yaşayanlar kervanı
Çocuğunu kendi hayallerini gerçekleştirme aracı olarak görmek ülkemizde çok yaygın bir olay... Anne-babalar, kendi gerçekleştiremedikleri şeyler için, farkına varmadan, çocuklarını kullanıyorlar. Çocuk hangi üniversitenin hangi bölümüne gitsin? Hangi mesleği seçsin? Anne-baba, çocuğu adına karar veriyor ve neden böyle yaptığını da açıklıyor: "Ben çok istedim, parasızlıktan okuyamadım, bari şimdi o okusun!" Böyle bir ortamdaki çocuklar , uzun bir süre, kullanıldıklarının farkına varamazlar ama yaşamlarının en sorunlu, en mutsuz anlarının birinde, büyük bir hayret ve öfkeyle, anne-babalarının isteklerinin aracı olarak kullanıldıklarının farkına varırlar. Yaşları ilerlemiş ve meslekte bir yerlere gelmiş oldukları için rayına oturmuş tren gibi istemeye istemeye yaşamlarına devam ederler. -Mış gibi yaşayanlar kervanına onlar da katılmışlardır. Lütfen dikkat edin, sizin çocuklarınız -mış gibi yaşayanlar kervanına katılmasın!
Her insan kendi düşüncesini, hal ve hareketlerini doğru bulur. Eğer olaylara o insanın gözüyle bakabilirsen çoğu zaman neden böyle gördüklerini anlayabilirsin. Bir insanla etkileşim kurduğun zaman iki seçeneğin var, ya o insanı "olduğu gibi kabul edebilirsin" veya "olduğu gibi kabul etmeyebilirsin." Aslında bu, yalnız insanlarla ilgili değil, nesnelerle ilişkin için de söz konusu. Örneğin taşla ilişkinde ya taşı "olduğu gibi kabul edersin" ve böylece taşın sert olduğunu anlarsın ve ayağını taşa vurmamaya özen gösterirsin ya da taşı "olduğu gibi kabul etmezsin" ve sert taşa ayağını vurup da ayağın acıdığında avazın çıktığı kadar bağırır ve taşa küfredersin. Bunun gibi bir insanı yargılamadan olduğu gibi kabul edersen onunla çatışmaya, çekişmeye girmez, saygı içinde ilişkini sürdürebilirsin. İşbirliği içinde karşılıklı saygı ve kabule dayalı ilişkiler içinde yaratıcı ve üretici olabilirsin.