Hukuk literatürümüzde "Suça Sürüklenen Çocuk" (SSÇ) diye teknik, hatta naif bir tabir vardır. Lakin sokağın o kanlı, o acımasız ve giderek vahşileşen gerçeği; artık bu akademik kılıfa sığmamaktadır.
Gidenlere, o toprağa düşen tertemiz Türk çocuklarının, henüz hayatının baharındaki o nur yüzlü evlatların çehresine iyi bakınız. Onlar; bir kaza sonucu değil, tektip saç tıraşlarını bir "çete üniforması" gibi taşıyan, belindeki silahı şeref, şiddeti ise meziyet sanan o lümpen ve gözü dönmüş güruh tarafından katledildiler.
Ne acıdır ki; yaşları küçük ama işledikleri cürümler ve vahşetleri boylarından büyük olan bu potansiyel katiller, kanunların "çocuk" tanımını, adeta bir "cezasızlık zırhı" olarak kuşanmaktadır. Devletin şefkatli eli, mağduru korumak yerine, failin sırtını sıvazlayan bir mekanizmaya dönüşmemelidir. Bir cana kıymanın, bir istikbali söndürmenin bedeli, "yaş küçüklüğü" paravanının arkasına saklanamaz.
Bu artık basit bir asayiş sorunu değil, bir adalet krizidir. Masumun kara toprağa, katilin ise elini kolunu sallayarak tekrar o sokağa (hem de hiç ıslah edilmeden) döndüğü bu düzene isyan etmek, bir vicdan ve insanlık borcudur.
Peyami