"Hadi gel" diye bağırıp elini sıkıca tuttum. " Yolumuz uzun, önümüz karanlık. Acele etmemiz lazım!"
Doğrulup oturdu "nereye?" Diye sordu.
"Akatan'a " diye cevapladım.
"Tabi tabi", dedi. ' Seninle elele verip Akatan'a gidelim sen ve ben. Sonra da o pislik içindeki kulübeler de yaşayalım, balık yiyip balık yağı içip yavrulayalım.... Diye devam ediyor kitap.
Jack London; ilk 15-20 sayfa okuduğumda kitabı anlamadığım sonraki sayfalarda akışın daha hızlandığı kabile reisi Naass karakterinin kitaba dahil olmasıyla olayı anladım. Düğün günü Unga'yı beyaz bir adama kaptırması sonucu gelişen bir hikaye. Naass'ın her türlü zorluğa karşı Unga'yı bulması, onun çaresizliği ve Unga'nın yaptığı; böyle bir son beklemiyordum.