" çünkü aşk, ne çöl gibi devinimsiz durmaktan, ne rüzgar gibi dünyayı dolaşmaktan, ne de senin gibi her şeyi uzaktan görmekten ibarettir. aşk, evrenin ruhunu değiştiren ve geliştiren güçtür. ilk kez onun içine girdiğim zaman, onun kusursuz olduğunu sandım. ama daha sonra onun, yaratılmış olan her şeyin yansıması olduğunu, onunda savaşları ve tutkuları olduğunu gördüm.
evrenin ruhunu bizler besliyoruz ve üzerinde yaşadığımız dünya, bizim daha iyi ya da daha kötü olmamıza göre, daha iyi ya da kötü olacaktır. aşkın gücü işte burada işe karışır, çünkü sevdiğimiz zaman, olduğumuzdan daha iyi olmak isteriz her zaman. "
bir tüccar mutluluğun gizi'ni öğrenmesi için "oğlunu insanların en bilgesinin yanına yollamış. delikanlı bir çölde kırk gün yürüdükten sonra, sonunda bir tepenin üzerinde bulunan güzel bir şatoya varmış. söz konusu bilge burada yaşıyormuş.
bir ermişle karşılaşmayı bekleyen bizim kahraman, girdiği salonda hummalı bir manzarayla karşılaşmış. tüccarlar girip çıkıyor, insanlar bir köşede sohbet ediyor, bir orkestra tatlı ezgiler çalıyormuş; dünyanın dört bir yanından gelmiş lezzetli yiyeceklerle dolu bir masa da varmış. bilge sırayla bu insanlarla konuşuyormuş. bizim delikanlı kendi sırasının gelmesi için iki saat beklemek zorunda kalmış.
delikanlının ziyaret nedenini açıklamasını dikkatle dinlemiş bilge, ama mutluluğun gizi'ni açıklayacak zamanı olmadığını söylemiş ona. gidip sarayda dolaşmasını, kendisini iki saat sonra görmeye gelmesini salık vermiş.
'ama, sizden bir ricada bulunacağım,' diye eklemiş bilge delikanlının eline bir kaşık verip sonra bu kaşığa iki damla sıvıyağ koymuş. 'sarayı dolaşırken bu kaşığı elinizde tutacak ve yağı dökmeyeceksiniz.'
delikanlı sarayın merdivenlerini inip-çıkmaya başlamış, gözünü kaşıktan ayırmıyormuş. iki saat sonra bilgenin huzuruna çıkmış.
'güzel, demiş bilge, peki yemek salonumdaki acem halılarını gördünüz mü? bahçıvanbaşının yaratmak için on yıl çalıştığı bahçeyi gördünüz mü? kütüphanemdeki güzel parşömenleri fark ettiniz mi?'
utanan delikanlı hiçbir şey göremediğini itiraf etmek zorunda kalmış. çünkü bilgenin kendisine verdiği iki damla yağı dökmemeye çabaladığından, başka bir şeye dikkat edememiş.
'öyleyse git, evrenimin harikalarını tanı,' demiş ona bilge. oturduğu evi tanımadan bir insana güvenemezsin.'
içi rahatlayan delikanlı kaşığı alıp sarayı gezmeye çıkmış. bu kez, duvarlara asılmış, tavanları süsleyen sanat