Yahudi geleneğinden şöyle bir anekdot aktarayım:
"On kişi varsa, bunlar arasında, ne yaparsan yap seni eleştirecek birisi olacaktır. Bu kişi senden hazzetmeyecektir, sen de ondan hazzetmeyi hiçbir zaman öğrenemeyeceksin. Sonra seninle ilgili her şeyi kabul eden iki kişi olacaktır, sen de onların her şeyini kabul edip onlarla yakın arkadaş olacaksın. Geriye kalan yedi kişi bu iki tipe de uymayacaktır." Şimdi, senden hoşlanmayan tek kişiye mi odaklanacaksın? Dikkatini seni seven iki kişiye mi vereceksin?
Yoksa kalabalık gruba, diğer yedi kişiye mi odaklanacaksın? Hayat uyumundan yoksun kişi sadece hoşlanmadığı kişiyi görür ve dünyayı bu şekilde yargılar.
"Siz keyifsizliği bir günah olarak görüyorsunuz, bu bana abartılı geliyor." - "Hiç değil," diye yanıt verdim, "insan hem kendisine, hem de yanındakine zarar veriyorsa, bunun böyle algılanması yanlış değil. Birbirimizi mutsuz kılmamız yetmiyormuş gibi, bir de herkesin kendisine ara sıra sağlayabildiği sevinci elinden mi alalım? Keyfi olmadığı halde bunu gizleyecek, etrafındaki sevinçli havayı dağıtmadan buna yalnız başına katlanacak kadar iyi bir insan gösterin bana! Ya da bu, her zaman aptalca bir kendini beğenmişliğin körüklediği kıskançlıktan kaynaklanan, kendimizle barışık olmayışımızın, kendimize saygı duymayışımızın sonucu ortaya çıkan iç huzursuzluğundan başka bir şey değil mi? Mutlu edemediğimiz mutlu insanlar görüyoruz, dayanılmaz olan bu."
Tanrı'nın bize her gün sunduğu güzel şeylerin tadını çıkaracak kadar kalbimizin kapıları açık olursa, başımıza gelen kötü şeylere katlanacak gücümüz olur.