"Yaşam başına gelen tüm diğer şeylerle aynıydı, yani berbat. Aksini hisseden, yaşayabilen var mıydı emin değildi. Çünkü herkes rol yapıyor, adeta can çekişirken gülümsüyordu, herkes mutsuzluktan ölüyor fakat kimse bir diğerine bunu söylemek istemiyordu."
"Bize hep direnmeyi öğrettiler" deyip içini çekti Vesna.
"Ama yanlış şeylere direnmeyi. Mesele biraz da kabul etmektir belki."
Saf saf sordum:
"Neyi?"
Vesna durdu. Elini omzuma koydu. Çiy damlalarıyla bezeli kirpiklerinin arasından gülümseyerek cevap verdi:
"Kendimizi."
"Çağırmak ille de gel demek değil ya. Sen üzgün göründüğünde ben zaten kendimi çağırılmış sayıyorum. Arkadaşlık bu değil mi? Beni sen çağırdın. Çünkü üzgün görünüyordun. O zaman benim yanım senin yanın."
"Bir süredir biz kendimle epey kalabalığız. İçime ne zaman baksam orada vıcır vıcır kurtçuklar gibi kaynaşan adamlarımı, kadınlarımı, hayvanlarımı, meleklerimi ve şeytanlarımı görüp hemen gözlerimi kaçırıyorum. Eskiden, parçalarımı ayrıştırıp önüme koyamayacak kadar yekpareyken, kendimi kolayca yok sayabiliyordum. Fakat bu delik deşik halimin üstesinden gelmekte zorlanıyorum."