Bir yerde duymuştu: Eğer iyi biri ölüme kavuşuyorsa o şehir yas tutar ve ağlar.
İstanbul, bu gece Gökçe için ağlıyordu.
Alper, gökyüzüne baktı ve İstanbul'la birlikte ağladı.
Gökçe, çocuğun omzuna vurdu.“Ne istediğine dikkat et,” dedi.
“Yarın öbür gün ölürsem çok ağlarsın.”
“Kim?” dedi Alper kaşlarını kaldırarak.
“Ben mi? Şuraya yazıyorum, üç güne birini bulurum.Kırkını bile beklemem.”
Gökçe, yüzünde kocaman bir gülümsemeyle, “Hayata küsersin,” dedi. “Hatta çocuğun olursa ona, benim adımı verirsin.”
Alper de sırıttı.“Müstakbel karımla aramı, senin yüzünden açamam,” dedi.“O ne isterse o olur.”
“Alper!” dedi Gökçe. “Çok kötüsün!”
“Tamam, tamam,” dedi Alper ama şakasını sürdürüyor, tepkilerinden zevk alıyordu.“Çok istersen yeni birini bulmak için üç gün değil dört gün beklerim.”
“Keşke böyle olmasaydı,” dedi toprağa bakıp.Ardından dizlerindeki gücün tükendiğini hissetti ve toprağı çerçeveleyen soğuk mermere oturdu.“Gökçe, keşke böyle olmasaydı.”
Burcu, kendisini de şaşırtan ikinci bir cümle kurdu: “Yankı,” dedi.“Eğer bir gün Hakan seni aldatırsa ne yaparsın?”
Yankı bir süre düşündü.“Bilmem,” dedi. “Aldattığı kadına acırım herhalde.”
“Acımak mı?” dedi Burcu.Bu yanıt onu şaşırtmıştı.
“Neden?”
“Ben, beni aldatacak kadar kendine saygısını yitirmiş bir karaktersizden kurtulmuş olurum ama o kadın, bile isteye aldatma potansiyeli olan bir erkeğin kurbanı olur,” dedi Yankı.
“Üstelik kendi rızasıyla.”
Ardından Burcu'nun gözlerine baktı.“Bir insanı aldatan, başkasını da aldatabilir.Bu ihtimalle yaşamak korkunç değil mi sence de?”
Burcu, bir an ne diyeceğini bilemedi.Yutkunma bir yana, nefes bile alamadı.Zihninden milyarlarca düşünce geçti.
Derin bir nefes aldı ve zorla,“Haklısın,” diyebildi.