"Bir ülkede halka yüklenen vergiler ne kadar az olursa, halk çalışmak ve üretmek için daha fazla
mücadele eder. Yeni ürünler ve yenilikler çoğalır.
Ülke kalkınır. Ancak devlet idarecilerinin refaha ve bolluga alismasi arttikça ihtiyaçlar ve savurganlik
cogalir. Ve bununla birlikte masraflar artar.
Bunun sonucunda ise halka yüklenen vergiler çoğalır, halk da buna dayanmaya calisir.
Bir süre sonra ise halk vergilerin yavas yavas artmasina alisinca da neyin nasil arttığını bilmez."
İbni Haldun devlet idarecisinin zenginleşme arzusunu da şöyle açıklar:
"Hanedanlığın ilk döneminde toplanan vergiler, kabile mensuplarına ve hanedangin kurulusuna katki saglayanlara dagitlir. Hükümdar ilk dönem sadece dağıtır, onlara
karşı cömerttir çünkü onlara ihtiyac vardir. Sultan ve etra-
findakiler hanedanlığın orta döneminde servet sahibi olurlar. Mülkün tabiatı büyüdükçe hükümdar güclenir ve elde
edilen gelirlere tek başına hükmetmeye baslar. Bu andan
itibaren de kişisel servetini artırma yoluna gider. Böylelikle hükümdarin etrafindakilerin de gücü artar ve servetleri
çoğalır. Gelirler de artikça hükümdar ve çevresindekilerin
mala olan düskünlügü artarak hükümdar da servet üzerinde hak talep etmeyi kendi kendine dogru görmeye baslar?"
“1950 yılında Amerika’da kimya ödülünü Chicago Üniversitesi kimya profesörlüğünden emekliye ayrılan bir zat kazanmıştır. Her sene kimya alanında en önemli buluş yapan kimyagere verilen bu ödül, o yıl 40 küsür senelik hocalık hayatında herhangi bir buluşu olmayan bir profesöre neden verilmişti acaba? Sebebi basitti. Çünkü Amerika’da o ana kadar kimya ödülünü kazanan ünlü kimyagerlerin tümü bu yaşlı profesörün talebelerindendi.”