Aşk nedir? Eğer lügate bakıp tanımını yapacak olursak [عشق (A.i. ‘ışk)]
Bir kimse veya bir şeye karşı duyulan çok kuvvetli sevgi ve bağlılık, aşırı muhabbet.
Şiddetli istek ve tutku.
Kadın ve erkek arasındaki çok kuvvetli duygu ve sevgi bağı (Kubbealtı)] Tamam ama aslında bu kalıp tanımların dışında aşk ne? Tanımlar çoğu zaman hislerin gürültüsünü azaltmak için vardır; oysa aşk gürültüden beslenir. Sözlükler düzen ister, aşk ise düzensizlikte büyür. Aşk, sadece iki kişinin bir araya gelmesi değil, birbirinin yaralarını elleriyle değil, bakışlarıyla sarabilmesidir.
Bana sorarsanız birisinin gözlerinin içinde kendi suretinizi görebilme duygusu. Çünkü eğer bu durum yaşanıyorsa o insana güvenip kendinizi ilişkiye hiç düşünmeden adayabilirsiniz. İnsan, hayatı boyunca birçok kapıyı çalar ama sadece bir tanesinde evinde olduğunu hisseder; işte o ev kalptir. Ya da birisinin elini her tuttuğunuzda sanki uyuşturucu madde ya da alkol kullanmış gibi sakinleşmek de olabilir. Belki de aşk, insanın içindeki karmaşayı tek bir bakışta susturabilen nadir bir sükûnet hâlidir. Kalabalıkların ortasında yalnız olmadığını hissettiren görünmez bir bağdır. Eğer adam o kapıdan içeri girmeyi göze alamazsa, kadın sadece eşikte bekleyen bir hüzne dönüşür. Çünkü aşkta "beklemek", bazen en ağır olandır ve ruhu yavaş yavaş aşındıran gizli bir sızıdır.
Cemal Süreya bir şiirinde şöyle diyor:
"Şu üç günlük sevdalara inat, serserice değil adam gibi seviyorum."
Bir insan bir diğerini adam gibi nasıl sevebilir? Güven vererek mi yoksa kirpiği yanağına düştüğünde nazikçe peçete uzatıp önce kirpiğini yanağından alıp sonra bir öpücük alarak mı? Oysa aşk, risk almaktır; uçurumun kenarında olduğunu bilip yine de manzaraya hayran kalmaktır. Karşısındaki adama o kadar çekiliyordu ki "Azıcık yaklaşsalar ya deprem