“..toplumun mutluluğu için çalışan daha birçoklarının da toplumun mutluluğuna yürekten bağlı olmadıklarını, bu uğurda çalışmanın iyi bir şey olduğunu mantık yoluyla bulup onun için çalıştıklarını görüyordu.”
“Ama yaşlandıkça, ağabeyini yakından tanıdıkça ruhunun derinliklerinde toplumun mutluluğu için çalışma yeteneğinin –kendisinde böyle bir yeteneğin olmadığını hissediyordu– aslında belki de bir erdem değil de, bir şeyin eksikliği olduğunu daha sık düşünmeye başlamıştı. Dürüst, güzel, soylu ülkülerin, zevklerin noksanlığı değildi bu. Yaşama gücünün eksikliğiydi. Kalp dediğimiz, atılım dediğimiz, insan önünde açılan sayısız yollardan birini seçmeye, yalnız onu istemeye zorlayan şeyin eksikliği...”