Parka doğru yürümeye başladık. Her zaman oturduğu-muz banka oturduk. İkimiz de susmuştuk. Aramızda kalın bir hüzün bulutu vardı. O bulut, söylenmemiş nice sözleri saklıyordu berisinde. Sessizliği, kulağına fısıldadığım bir şiir bozdu.
"Böyle bir son zor gelir elbet / bilirim nasıl yakar kavurur seni / hüzünler boynunda yağlı bir ilmek / düşüncen bir idam mangası gibi / ne olur bildiğin gibi kalayım sende / göreceksin doğrunun özü oldu gidişim / sen için bensizliği ne olur dene / bu benim bir doğruya en hüzünlü varışım / şimdi sen hiçbir şeyi hayra yormazsın / bilmezsin ki bu gidiş hangi hayra vara-cak / öyle bir çiçeksin ki gidersem hiç solmazsın / gidiyorum /ardımdan çiçek orman olacak..."