Bugüne kadar paylaşımlarımın büyük bir bölümünü Kürtçe yaptım. Elimden geldiğince Türkçe çevirilerini yazmadım. Eğer çevirisiyle birlikte yazsaydım, Kürtçe bilmeyen Kurd dostlarım muhtemelen okuyup geçecektiler. Ben çeviri yapmadığımda; bir kişi bile merak edip internetten araştırarak, sözlük, çeviri vb kullanarak çeviri yapmaya çalışsa ve böylece bir kelimeyi öğrense bile bana yeter gayesiyle paylaşımlar yaptım ve buna devam edeceğim. Bugün bu iletiyi Türkçe paylaşmamın sebebi ise sizin de tahmin edebileceğiniz üzere, beni daha rahat anlayabilmenizdir.
Bu ufak bilgilendirmeden sonra, asıl konuya geleyim. Birkaç hafta önce dinlediğim ve uzun süre etkisi altında kaldığım bir stran var. Bunu sizlerle paylaşmak istedim. Kurd halkının, yıllardır birbirine karşı düşmanlığını anlatıyor.
Anlamakta zorluk çeken dostlarım için, stranın hikayesini özet geçmek istiyorum:
4 kadın 16 erkekten oluşan bir aile, köylerinde çıkan bir kavgadan dolayı kaçak duruma düşüyorlar ve göç etmek zorunda kalıyorlar. Günler süren göçten sonra, biraz dinlenip bir şeyler yiyebilmek için bir yaylada durup, aralarından birini(Vihyedîn) yakınlardaki bir köye muhtarın evine gönderiyorlar. Vihyedîn muhtarın evine varıp erzak alacak ve yaylaya geri dönecekti. Muhtar Vihyedîni eve davet ediyor ve dinlenmesi için biraz uyumasını söylüyor. O uyuduktan sonra; muhtar, Vihyedîn'in silahından mermilerini alıyor ve karakola bir mektup yazarak Vihyedîn'i ihbar ediyor. Vihyedîn uyandığında askerler etrafını sarmış bir vaziyette buluyor ve hemen silahına davranıyor. Ama silahta mermi olmadığını gördüğü an, anlıyor muhtarın onu ihbar ettiğini. Muhtar Vihyedînin yanına yaklaşıp, diğerlerinin yerini söylemesini istiyor. Ama Vihyedîn, Ben zaten öldüm. Benim size faydam dokunmaz diyerek, konuşmayı reddediyor. Hain