Emek'in bakışları hepsinin gözlerinde teker teker gezindi. Acısı devasaydı. Her zerresi cayır cayır yanıyordu. Bütün acısına rağmen 𝗶𝘆𝗶 𝗸𝗶 𝗯𝘂 𝘁𝗶𝗺, diye geçirdi içinden. 𝗜̇𝘆𝗶 𝗸𝗶 𝗯𝘂 𝘀𝗶𝗹𝗮𝗵 𝗮𝗿𝗸𝗮𝗱𝗮𝘀̧𝗹𝗮𝗿ı... Bakışları komutanının kolundaki ay yıldıza takılınca gülüşü büyüdü.
"Ba-babam..."
"𝗧𝘂̈𝗿𝗸 𝗯𝗮𝘆𝗿𝗮𝗴̆ı𝗻𝗱𝗮𝗻 𝗯𝗮𝘀̧𝗸𝗮, 𝗸𝗮𝗻ı 𝘆𝗲𝗿𝗲 𝗱𝗼̈𝗸𝘂̈𝗹𝘂̈𝗽 𝗱𝗲 𝗴𝗼̈𝗸𝗹𝗲𝗿𝗱𝗲 𝗱𝗮𝗹𝗴𝗮𝗹𝗮𝗻𝗮𝗻 𝗯𝗮𝘀̧𝗸𝗮 𝗯𝗶𝗿 𝗯𝗮𝘆𝗿𝗮𝗸 𝘆𝗼𝗸𝘁𝘂𝗿 𝘀̧𝘂 𝗱𝘂̈𝗻𝘆𝗮𝗱𝗮, derdi hep."
"Yere dökülen her damla kanım helal olsun bu bayrağa," diye devam etti.
Bakışları yeniden silah arkadaşlarında gezindi. Zülfikar'ın, Alican'ın ve Süleyman'ın yanağından süzülen yaşları gördü. Kucağında, hayatını kurtardığı bebeği tutan Timur'u gördü. Barbaros'un dudaklarının titrediğini gördü. Hasan'la Aybüke'nin endişeyle başında beklediğini gördü. En son ise yine komutanına döndü bakışları.
"Komutanım, arkamdan ağlamayın sakın. Anama babama söyleyin, onlar da ağlamasın. Bu bir ölüm değil."
-
Öylece baktı Emek gökyüzüne. Işık büyüyordu. "Barut..." dedi sessizce. "Komutanımın düğününde zeybek oynamayı unutmayın. Sözüm size emanet."
Timur, dolan gözlerini saklamak için yüzünü sağa çevirmişti. Zülfikar artık yere çökmüş ağlarken Barbaros'un sağ yanağından sessiz bir gözyaşı süzülmüştü. Herkes gelen sonun farkındaydı.
-
Emek Karahan, bir evin tek çocuğuydu. Emek Karahan, annesinin süslüsü, babasının yiğidiydi. Emek Karahan, bu toprağın bağrında şehit düşen nice candan sadece biriydi. Emek Karahan, adı unutulacak ama kurtardığı bebekte ismini yaşatacak, bu vatanın isimsiz kahramanlarından sadece biriydi.
Astsubay Kıdemli Çavuş Emak Karahan, kanı yere dökülen ama bayrağı göklerde dalgalanan bir milletin bayrağındaki kan kırmızıdan bir parçaydı artık.