Youngju başını kitaptan kaldırıp, "hayattaki en büyük talihsizliğin, aşkın ellerimizden kayıp gitmesi olduğunu" söyleyen cümle üzerinde kafa yordu. En büyük kayıp sahiden aşkı yitirmek miydi? Sevgi hakikaten o denli yüce miydi? Youngju, sevginin kendi içinde değeri olsa da, geri kalan her şeyden üstün olmadığı kanısına vardı. Nasıl ki kimileri yalnızca sevgiyle var olabiliyorsa, bittabi birini sevmeden de yaşanabilirdi. Youngju hayatında aşk olmasa dahi halinden son derece hoşnut bir biçimde yaşayabileceğinde karar kıldı.
"Gece gündüz demeden sayfalarca okuduğu çocukluk dönemlerindeki gibi, okumak istediği kitapları yanına yığıp kimi zaman kıkır kıkır gülerek kimi zamansa kendini kaptırmış bir ifadeyle romanların dünyasına dalıyordu. Annesinin, "Gel de vemek ye" diyen sesinin bir kulağından girip öbür kulağından çıkışını, açlığını unutarak gözleri ağrıyana kadar okumanın verdiği o neşeyi anımsadı. Uzun zaman boyunca mahrum kaldığı bu mutluluğu tekrar yakalarsa, her şeye yeniden başlayabileceğini düşündü."