Sevgili kitapseverler uzuuun bir süredir inceleme yazısı yazmıyordum. Neden bilmiyorum. Ama bu kitap için söylenecek o kadar çok şey birikti ki içimde, paylaşmak istedim. Kitabın başlarında karışık bir hikâyenin içinde buldum kendimi. Baş karakter Orhan'ın Firdevs'e olan saplantı derecesindeki aşkını pek anlamlandıramadım. Hikaye çok karmaşık geldi ama okudukça kafamdaki sorular cevap buldu. Aşk gerçekten tek taraflı olabilir mi? Bir kişi iki kişilik sevebilir mi? Firdevs Fırat'a bağımlı Orhan Firdevs'e. Bir aşk üçgeni. Orhan Firdevs'i unutmak için saklıkuyu diye bir beldeye ufak bir tatil için gidiyor ve orada tüm taşlar yerine oturuyor. Ben kitabı gerçekten çok sevdim. Okudukça aslında bitmesin istedim. Az kitapta böyle hissetmişimdir. Aşka bakış açımı değiştiren bir kitap oldu benim için...
"Kendine bu kadar yüklenme" dedi Defne. "Ayrılık aşka dahil derler."
"Ortada aşk yoktu. O yüzden ayrılık da yok. Hepsi aldanıştan ibaret."
"O zaman şöyle söyleyeyim: inanmak da aşka dahil."
"Tek kişilik bir aşk."
"Tek kişilik olması aşkın gücünü eksiltmiyor..."