İçinde, hiç uyanmadan kalmış, biraz kurcalanmış, fakat hiçbiri sonuna kadar i işlenmemiş birçok yetenek olduğunu aci aci seziyordu. İçi yanarak anlıyordu ki onda gömülü kalmiş iyi ve güzel bir şeyler vardi; belki çoktan ölmüş ya da bir dağın derinliklerindeki altın gibi saklı kalmış olan bu hazine çoktan meydana çıkmış olmaliydi. Ama öyle derinlerde kalmiş, üzerine öyle pislikler yığılmıştı ki...
Sanki dünyanin ve hayatin ona verdiği nimetleri birisi almış ve yine kendi ruhunun derinliklerinde bir yere gömüp birakmışdı. Sanki bir güç onu hayat meydanna atılmaktan, iradesini ve zekâsını alabildiğine açılıp harcanmaktan alkoyuyordu. Sanki gizli bir düşman daha yola çıkarken onu ağır eliyle yakalamış, insanlığın doğru yolundan uzaklara fırlatmışdı...