Kitabın tamamına baktığım zaman ve de ınternette yorumları okuduğum zaman hiç etkilenmedim kitaptan. Benim anladığım herkesin benzer şekilde yapılan yorumları gibi değildi. Yazar kitabını 100 yıl sonrası için yazmış. Yüzlerce yıl sonrasını öngörebilen ve gayet doğru tahminlerde bulunan yazarlara çok hayranlık duyuyorum. Bu kitabı yazarken yazarımızın neyi düşünerek ya da ima ederek yazdığını bilmeyi çok isterdim. Bu kitap hakkındaki benim aydınlanma ve etkilenme noktam kızıl vebayı koronaya benzetmek değildi. Kızıl vebayı neden sadece bir hastalık olarak düşünmek zorundayız ki? Ayrıca koronaya benzetmek de saçma çünkü korona uygarlığı bitirme yolunda değil ve bir sürü çeşitli aşılar da çıktı bunun için. Şu an koronadan daha tehlikeli ve uygarlığı bitirmeye gücü yetebilecek başka ciddi bir sorunumuz var: Ekonomik kriz!
Buna değinmeden önce kızıl vebayı bir metafor olarak gördüğüme değinmek istiyorum. Uygarlığı bitirdiği düşünülen bir şey varsa o da günümüzde cep telefonları ve internettir. Bir salgın gibi adeta kızıl veba gibi yaş sınırı gözetmeksizin bebeğinden dişleri kalmamış yaşlılara kadar herkese ulaşmayı başardı akıllı telefonlar. Ve zamanla uygarlık çatırdayarak çökmeye başladı. İnsanlık kalmadı diyorlar ya; insanlık o akıllı telefonların içindeki uygulamalarda ya bir fotoğraf ya da bir kuru söz olarak kaldı. Günümüzdeki profesör Smith'ler çok azınlıktadır gerçi bu yüzden Smith'e benzetilir. Bu akıllı telefon ve İnternet serüveni kızıl veba ya da korona gibi inanılmaz bir hızla yayıldı. Ve herkesi etkisi altına almayı çoktan başardı.
Gelelim kızıl vebayı ekonomik krize benzettiğim bölüme. Dünya'da ve ülkemizde aslında her zaman bir kast sistemi var, bu gözle görünmüyor olsa da ya da resmen ilan edilmemiş olsa da... Şu an ekonomik kriz var, giderek hızla artıyor.