Elo

FİLOZOF: Senelerce Adler'in düşünceleriyle yaşadıktan sonra fark etmiş olduğum bir şey var. GENÇ: Nedir? FİLOZOF: Bir kişinin gücünün muazzam olduğu, daha doğrusu 'inanılmaz derecede güçlüyüm' hissine sahip olduğu. GENÇ: Ne demek istiyorsunuz? FİLOZOF: Başka şekilde açıklamam gerekirse, 'ben' değişirse, dünya da değişir. Yani, dünya sadece benim tarafımdan değiştirilebilir ve onu benim için başka kimse değiştiremez. Adler psikolojisini öğrendiğimden beri gördüğüm dünya, bir zamanlar bildiğim dünya değil. GENÇ: Ben değişirsem, dünya da değişir. Onu benim için başka kimse değiştiremez... ... FİLOZOF: Bir kez daha, Adler'in sözlerini tekrarlayayım: "Birisinin başlaması gerek. Diğer kişiler işbirliği yapmayabilir ama bu sizinle ilgili değildir. Benim önerim sizin başlamanız. Başkalarının işbirliği yapıp yapmamasına bakmadan."
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
en büyük hayat yalanı, cılız bir ışık tutmak ve ...
FİLOZOF: En büyük hayat-yalanı, burada ve şu anda yaşamamaktır. Geçmişe ve geleceğe bakmak, tüm hayatına cılız bir ışık tutmak ve bir şey görebildiğine inanmaktır. Şu ana dek, buradan ve şu andan uzak durdun ve sadece kurgulanmış geçmişlere ve geleceklere bir ışık tuttun. Hayatına, yeri doldurulamayacak olan anlara büyük bir yalan söyledin. GENÇ: Peki! FİLOZOF: O yüzden, hayat-yalanını bir kenara bırak ve korkusuzca buraya ve şu ana parlak bir spot ışığı tut. Bu, yapabileceğin bir şey. GENÇ: Yapabileceğim bir şey mi? Bu anları dürüstçe yaşayacak, hayat-yalanına başvurmayacak cesarete sahip olduğumu mu düşünüyorsunuz? FİLOZOF: Geçmiş de gelecek de olmadığına göre, şimdiki andan söz edelim. Bunu belirleyen şey dün ya da yarın değildir. Burası ve şu andır.
Değerli olduğunuzu nasıl hissedersiniz?
FİLOZOF: Bir kişinin cesarete sahip olması için ne yapması gerekir? Adler'e göre, "Bir kişi ancak değerli olduğunu hissettiğinde cesarete sahip olabilir." GENÇ: Bir kişi değerli olduğunu hissettiğinde mi? FİLOZOF: Aşağılık duygusundan söz ettiğimizde, bunun nasıl öznel bir değer meselesi olduğunu söylediğimi hatırlıyor musun? Bir kişi değerli olduğunu hissedebilirse, kendisini olduğu gibi kabullenebilir ve hayatın görevleriyle yüzleşme cesaretine sahip olur. Dolayısıyla, bu noktada ortaya çıkan mesele, kişinin değerli olduğunu nasıl hissedebileceği. GENÇ: Evet, aynen öyle! Lütfen, bunu bana ayrıntılı bir şekilde açıklayın. FİLOZOF: Çok basit. Bir kişi, Topluma faydalıyım, diye hissedebilirse gerçek değerini anlar. Adler psikolojisinde sunulan yanıt budur. GENÇ: Topluma faydalı olduğum mu? FİLOZOF: Kişinin toplum için bir şeyler yapabileceğini, yani başkaları için bir şeyler yapabileceğini düşünmesi ve Birisine faydalıyım, diye hissedebilmesi. Bir başka kişi tarafından 'iyi' olduğuna karar verildiğini hissetmek yerine, kendi öznel bakış açısıyla, Başkalarına katkıda bulunabiliyorum, diye hissetmesi. En sonunda, bu noktada değerimizi gerçekten anlayabiliriz. Topluluk hissi ve cesaretlendirme ilgili olarak tartışmakta olduğumuz her şey burada birleşiyor. GENÇ: Hımm. Bilemiyorum, konu biraz karmaşık bir hal aldı. FİLOZOF: Şimdi meselenin ana noktasına varıyoruz. Lütfen, biraz daha sabırlı davran. Mesele, başkalarını düşünmek, yatay ilişkiler insa etmek ve cesaretlendirme yaklaşımını benimsemek. Tüm bunlar, o derin "Birisine faydam dokunuyor," hayat farkındalığıyla ve sonra da yaşama cesaretinle ilişkili. ... Topluluk hissi tartışması daha da kafa karıştırıcı hale gelmişti. Kişinin kimseyi övmemesi gerekiyordu. Azarlamaması da gerekiyordu. Başkalarını yargılamak
Eşit ve yatay ilişkiler inşa et
FİLOZOF: Doğru; birisini ne övmek, ne de azarlamak gerekiyor. Adler psikolojisinde, yatay ilişkilere dayalı bu tür yardımlara 'cesaretlendirme' denir. ... FİLOZOF: Kişi, görevlerini yerine getirmediğinde, bunun nedeni beceriksiz olması değildir. Adler psikolojisi bize buradaki sorunun beceri sahibi olmayan bir kişi değil, sadece 'görevleriyle yüzleşmek için cesaretini kaybetmiş bir kişi olduğunu söyler. Durum böyleyse, her şeyden önce yapılması gereken şey o cesareti geri kazanmaktır. ... FİLOZOF: Nedeni açık. Övülmek, insanların beceriye sahip olmadıkları inancını geliştirmelerine neden olur. FİLOZOF: Tekrar mı edeyim? Birisi bir başkası tarafından ne kadar çok övülürse, becerisi olmadığına daha çok inanır. Lütfen, bunu hatırlamak için elinden geleni yap. Övülmek seni mutlu etse bile, dikey ilişkilere bağımlı olmanla ve hiçbir becerin olmadığını kabul etmenle aynı şey. Çünkü övgüde bulunmak, beceri sahibi olan birisi tarafından beceriye sahip olmayan birisine karşı varılan bir yargıdır. GENÇ: Bunu kabul edemiyorum. FİLOZOF: Övgü duymak birisinin hedefi haline geldiğinde, bir başka kişinin değerler sistemine uygun bir yaşam tarzı seçiyor demektir. Şu noktaya kadar hayatına bak; ebeveynlerinin beklentilerine göre yaşamaktan yorulmadın mı? GENÇ: Şey, evet. Sanırım, yoruldum. FİLOZOF: İlk, olarak görevleri ayır. Sonra, başkalarıyla arandaki farklılıkları kabul ederken, eşit ve yatay ilişkiler inşa et. Cesaretlendirme bir sonraki yaklaşımdır.
GENC: Büyük İskender mi? Evet, onu dünya tarihi dersinde öğrenmiştim. FILOZOF: Milattan önce dördüncü yüzyılda yaşamış olan Makedonyalı bir kraldı. Pers Lidya krallığına doğru ilerlerken, akropolde kutsal olarak kabul edilen bir savaş arabasının bulunduğunu öğrenmişti. Savaş arabası, eski kral Gordias tarafından tapınaktaki bir sütuna sıkıca bağlanmıştı ve o civarlarda yayılan bir efsaneye göre kral, “Bu düğümü çözen kişi, Asya'nın efendisi olacak," demişti. Becerikli birçok kişinin çözebileceğinden emin olduğu sıkıca atılmış bir düğümdü ama kimse bunu başaramamıştı. Sence Büyük İskender bu düğümün başında dururken ne yapmıştı? GENÇ: O efsanevi düğümü kolaylıkla çözüp Asya'nın hâkimi olmamış mıydı? FİLOZOF: Hayır, öyle olmamıştı. Büyük İskender düğümün ne kadar sıkı olduğunu görür görmez, kılıcını çıkarıp bir seferde düğümü ikiye ayırmıştı. GENÇ: Vay canına! FİLOZOF: Sonra, "Kader efsanelerle değil, insanın kendi kılıcıyla ortaya çıkan bir şeydir," dediği söyleniyor. Efsanelerin gücünü kullanması gerekmiyordu ve kaderini kılıcıyla şekillendirecekti. Bildiğin gibi, sonradan günümüzde Orta Doğu ve Batı Asya olarak bilinen tüm bölgelerin muhteşem fatihi oldu. Gordion Düğümü olarak bilinen meşhur öykü budur. Dolayısıyla, bu tür karmaşık düğümlerin, yani kişiler arası ilişkilerimizdeki bağların, geleneksel yöntemlerle çözülmesi değil, tamamıyla yeni bir yaklaşımla koparılması gerekir. Görevlerin ayrılması konusunu ne zaman açıklasam aklıma hep bu Gordion düğümü gelir.