Bir şey anlatayım diyorum, susar susmaz bakıyorum ki, ortada söylediğim hiçbir şey yok. Konuştuklarımdan yalnızca ağır akışkan bir cevher kalıyor içimde, harikulade parıltılar saçıyor ve sözcüklerle alay ediyor.
Bazen en iyi şeyini eski bir gazete gibi yolun üzerinde bırakıp gider insan. Derken ileriden bir başkası yaklaşır, gelip bakar ki bir başka dilde okuyamadığı bir gazetedir bu, öfkeyle basar üzerine, onu daha da pisletir...