“Hasta olmamın nedeni aşırı çalışmam ya da birtakım Tuberculosis virüsleriyle ters düşmem değil, aslında olmadığım bir insan olmaya çalışmamdı. O ʻmüthiş dışadönükler'den biri olmaya çalışıyor, oradan oraya koşuşturuyor, aynı anda üç iş birden yapıyor ve benliğimin kafa yorup hayaller kuran, tam gaz çalışıp koşuşturmak yerine okuyup düşüncelere dalarak 'ruhumu yanına çağıran’ tarafını kullanmayıp köreltmemdi. Hastalık benliğimin kaybolan işlevlerini yeniden keşfetmek için bir fırsat ve talep olarak ortaya çıktı. Sanki bu hastalıkla birlikte doğa bana, 'Yeniden eksiksiz benliğine kavuşmalısın. Bunu yapmadığın sürece hasta olacak ve bunu yapıp kendin olduğun sürece de iyileşeceksin,' diyordu.”
“Korkma, başlangıçta da sadece su vardı," diyor upuzun, simsiyah saçlı, gencecik bir kadın. Bir su perisi gibi süzülerek geliyor ve elimden tutup yanına çekiyor beni. Birileri üstümüze turuncu renkli çiçekler fırlatıyor. "Seneye yine gel, seneye yine gel, " diye bağırıyorlar hep birden. Dedemi görüyorum sonra. “Birer katreyiz her birimiz, ummana kavuşmayı bekleyen. O, her şeyin tek kaynağı ve tüm varlıkların son durağıdır," diyor gülümseyerek.
Memede doyum ve kabullenme deneyimi yinelendiği ölçüde haz ve şükran deneyimlerinin sıklığı ve yoğunluğu artar ve dolayısıyla karşıdakine haz verme isteği güçlenir. Bu yinelenen deneyim şükranın en derin kaynağıdır; onarım yapma yetisinin gelişmesinde ve her türlü yüceltmede önemli bir rol oynar. Yansıtma ve içe yansıtma süreçleri, iç zenginliğin dışa verilmesi ve yeniden içe yansıtılması, benin de zenginleşmesini ve derinleşmesini sağlar. Böylece yardımsever iç nesne sürekli olarak yeniden kurulur ve şükran da tam anlamıyla devreye girer.
Bâtınî din kardeşleri listede genellikle refik, yani yol arkadaşı, yoldaş olarak anılırken, suikastçılar fedai olarak tanımlanıyordu. Bu kavram, Arapça fidâ “bedel, fidye" kelimesinden türetilmiştir; fedai, kendisini fidye olarak sunan, bedel ödeyen kişi anlamına gelir.