Allah belamı versin, daha da versin, verdiği kadarı da yetmiyor gördüğü gibi, daha ne kadar varsa göndersin, az geliyor, bana şifa olacak kadar büyük bir bela istiyorum, ister yok ederek ister etrafa bakmama artık mani olacak büyüklükte bir bela istiyorum. Rabbim beni hakkıyla, tüm gücünle kahret, her kahr zerresini yudum yudum içmek istiyorum.
Zavallı dedem, tuzlu tereyağını sobanın üstünde kızarmış ekmeğe sürerken bile acaba aşırıya mı kaçıyorum diye suçlanarak, pek seyrek yaptığı bu şey için bile o an dünyası bulutlanırdı. Tereddüt ve çekingenlikle ekmeği ağzına götürdüğünde bu hal çabucak, kimse görmeden bitsin diye bir aceleye yuvarlanırdı. Ne isterdi? Onun sevgisini daha doğrusu bir yumuşak kabulünü.