Bazı kitaplarla tesadüfen karşılaşırsınız ve merak uyandırdığı için okumaya karar verirsiniz. Duvar da benim için öyleydi. Bir sergide dikkatimi çekmişti ve farklı bir yazar denemek adına güzel bir fırsat gibi görünmüştü. Konusu gerçekten ilgi çekici: Bir kadın, bir gün aniden görünmez bir duvarın ardında kaldığını fark ediyor. Dış dünyayla bağlantısı kesilmiş, tamamen yalnız. O andan itibaren, doğayla iç içe hayatta kalma mücadelesini okumaya başlıyoruz.
Başlangıçta kitabın atmosferi etkileyici. Kapana kısılmışlık hissi, doğanın içinde bir başınalık, insanın temel içgüdüleriyle yüzleşmesi... Ancak belli bir noktadan sonra hikâye durağanlaşıyor. Aynı olaylar, benzer düşünceler, değişmeyen günlük rutinler tekrar tekrar anlatılıyor. Bu, belki de karakterin içinde bulunduğu durumun bir yansıması olarak düşünülebilir ama okuma deneyimi açısından zaman zaman yorucu hale geliyor.
Ve o son… Kitabı bitirdiğinizde kafanızda onlarca soru işaretiyle baş başa kalıyorsunuz. Açık uçlu sonları bazen seviyorum ama Duvar sanki eksik kalmış gibi hissettirdi. Yazarın anlatmak istediği şey belki tam olarak bu belirsizlikti, bilemiyorum. Yine de farklı bir okuma deneyimiydi.
Okuyanlar varsa siz ne düşündünüz? Sonu sizi de tatmin etti mi?