Öğle vaktiydi, iki mektubun birden geldi. Okunsun diye yazılmamış bunlar. İnsan bu mektupları önüne serer, yüzünü gözünü sürer onlara, sonra da aklını kaçırır! Ne var ki kişi aklının yarısını daha önceden yitirmişse, hiç değilse geri kalanının değerini anlar da Onu olsun sıkı sıkı tutmaya çabalar. Bu yüzden işte benim otuz sekiz yahudi yılım sizin yirmi dört Hristiyan yılınıza şunları dıyor şimdi: Boş mu veriyoruz doğa ile tanrının yasalarına, olacak iş mi bu? Otuz sekiz yaşındayım, üstelik yorgunum da ama bu yorgunluk otuz sekiz yılın ortaya çıkaracağı bir yorgunluk olamaz! Yorgunluk diye adlandırmak dogru değil belki ama rahat değilim,korkuyorum. Düşenlerle böbürlenen bir dünyada yaşıyoruz. Atamıyorum adımımı, ürküyorum, onun için yere basamıyorum. Evet belki de yorgun değilim, korkağım yalnızca. Beni alt üst edecek bir serüvenin ardından gelecek o büyük yorgunluktan korkuyorum(yahudi yim korkunun ne demek oldugunu cok iyi bilirim) korkunç bir yorgunluk olur bu... Ancak akıl hastanesinde dinlenebilir insan gözünü sabahtan akşama kadar bir yere dikip oturarak...