Neler geçmiyor aklımdan.
İşte orada ölümü de düşündüm. Ölüm pek ürkütücü gelmiyor insana. Yine de ölümü kabul edemiyorsun. Kesin bu. O ara bilimi felan düşünuyorsun. İki yüzyıl üç yüzyıl sonrasını düşünuyorsun. Bilimin insanlığa getireceği şeyleri. İçinde bulunduğun durum anlamsız geliyor sana, saçma geliyor. Lonesco'nun oyunları gibi bir şey. Yaşaman gerektiğini kavrıyorsun. Bilim almıs başını giderken karşında ki bir yığın insanın ne kadar küçük şeylerle, küçük ve yanlıs şeylerle uğraştığını düşünüp acınıyorsun. İçerliyorsun. Hem de ne adına? Kim adına?
İnsanlığın geleceğini ve senin o günleri göremeyeceğini düşünüyorsun. Müthiş hüzün veriyor bu sana. Bir yanda eşsiz güzellikte bir gelecek, bir yanda bütün o güzellikleri göremeyeceğin duygusu. Nasılsa öleceğim, diye düşünmeye başlıyorsun.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
... Bu işin erbabının, yani müneccimlerin gözünde insanın hayatında iki önemli an vardır ve hersey kişiyi etkisi altında tutan yıldızın bu anlar da ki durumuna bağlıdır:nuhus zamanı ve kıran zamanı denir buna... Birincisi iyi öbürü kötüdür onlara göre. Nuhus anında yıldız en yüksek yerine yerleşmiş, iyiye dogru gidiş başlamıştır kaderde. Artık baht kapıları ardına kadar açılacak ve hiç durmadan yükselecektir insanoğlu.
Kıran zamanı tam tersidir bunun. Yıldız düşmüş, aşağılar da bir yere inmiş kader fenalığa meyletmiştir. Mani olmanın yolu yoktur, zira her ayrıntısı önceden yazılı olan istikbal o yazının dısına asla çıkamaz
...
İşte ayrı dünyalara mensup iki kişi 1917 aralığında böyle bir an yaşamıstır. Gerci dünyaları farklı hem de cok farklıdır ama maksatları aynı gibidir. Ve bu maksat yolunda birinin yıldızı sönmeye yüz tutarken öbürünün ki parlamaya başlamış ama kaderleri her zaman birbirine düğümlü kalmıs, birinin mutsuzluğu öbürünün başarısını getirmiştir. Biri İkbal kapılarında yükselirken öteki o kapıyı arkasından sessizce çekmiş, tarihe süzülme yoluna devam etmiştir
Hatırlamak dışında ne yapacak ne de inanacak bir şey kalmadıgın da, yürümek, bütün umutlardan ırak ve beklentilerle zehirlenmemiş mevcudiyetin o mutlak yalınlıgına dönebilmeyi sağlar.
... Bu büyük öfke beni kötülüklerden arındırmış, umudu içimden boşaltmış gibi, işaretler ve yıldızlarla dolu bu gecenin önünde kendimi ilk kez dünyanın tatlı kayıtsızlıgına açıyordum. Dünyayı kendime bu denli benzer, bu denli kardeş gibi hissedince, eskiden mutlu oldugumu, hatta hala mutlu oldugumu hissettim. Her sey tamam olsun, kendimi daha az yalnız hissedeyim diye, benim için artık, idam günümde seyircilerin cok kalabalık olmasını ve beni nefret çığlıklarıyla karşılamalarını istemekten baska bir şey kalmamıstı geriye.