Susmak...
Susmak.
Sürekli susmak...
Bunun ne demek olduğunu biliyor musun?
Hayır. Bilemezsin.
İnsanlar beni sessiz sanıyor. Sakin. Kontrollü. Güçlü.
Oysa sessizlik çoğu zaman güç değildir.
Bazen insanın kendi içine gömüldüğü bir mezardır.
Ve sen bir mezarın içinde ne kadar bağırırsan bağır, sesin dışarı çıkmaz.
Hangi insanlar sürekli yazar sanıyorsun?
Mutlu olanlar mı?
Hayır.
Sürekli yazanlar, konuşamadıkları için yazarlar.
Birine söylemek isteyip söyleyemedikleri her şeyi satırlara gömerler.
Her cümle, ağızdan çıkamamış bir itiraftır.
Her paragraf, yarım kalmış bir konuşmadır.
Her nokta, boğaza düğümlenmiş bir çığlıktır.
Ben de yazıyorum.
Çünkü konuşursam her şey dağılacakmış gibi geliyor.
Çünkü bazı insanlar seslerini kaybetmezler...
Seslerini duyacak birini kaybederler.
Sonra geriye yalnızca kelimeler kalır.
Ve insan, kimsenin okumayacağını bile bile yazmaya devam eder.
Sanki gecenin en karanlık saatinde, kimsenin uğramadığı bir odada, kendi hayaletine mektup yazıyormuş gibi...
Belki de yazmak; duyulmayan bir sesin, yok olmamak için verdiği son mücadeledir.