• bütün fantastik kalplere bekçi diye atanacaktım
    görevimi anlasaydım ve unutmasaydım

    nerede büyülendim hiçbir fikrim yok ve kim istedi
    dünyaya alışmadan burada yaşamam gerektiğini
    ben bir gün yine çok âşıktım, öyle çok, o kadar çok ki
    psikologlar çocukluğuma koşuyordu, sorun orda belli
    meteorolojiyi yanıltıyordum, gökyüzüm çok belirsiz
    kendimden beklenmedik soğuk hava dalgaları getiriyordum
    anlamıyorum neden, sağanak yağışların etkisini sürdürüyordum
    aniden bastırıyordum, çok hazırlıksızdım, hep hazırlıksızdım
    hayvanlarımı telef, meyvelerimi ziyan, kendimi helâk ediyordum
    nadiren, çok nadiren bazı şeyleri böyle bir çırpıda anlatıyordum
    lüzumsuz şeyleri tarif etmede en iyi bendim elbette!

    sen bir odada sanki uyuyordun, ben senin göğsüne eğiliyordum
    kalbinin bir sesi vardı, gelmesiyle gelgitimi şereflendirirdi
    inan istememiştim aradaki kafiyeyi, sanki, ne istediğim gibiydi ki
    ben bir gün yine yoldan çıkmıştım, kafamı çiçek açtırıyordum
    orduya bomba diye atılıyordum, hepsini ortadan kaldırıyordum
    hani ben daha enkaz altından karınca kurtarıyordum
    gelinlik çiçeği diye cenazelerde atılıyordum, herkesi kaçırıyordum
    ama ben o gün çok âşıktım, öyle çok, o kadar çok ki
    gezegenimize teşrif edemiyordum bir türlü, ayaklarım vardı
    uyumsuzdu, rüyamda görmüştüm, ben de bir gün insan olacaktım
    çok korkuyordum, rüyalarım çıkardı, öyle çok, o kadar çok ki
    gözlerimi hiç açamıyordum, gözlerimi açarsam başımdalardı
    bam! solungaçlarımı gizliyordum, kanatlarımı unutuyordum
    antenlerimi saçım niyetine çocuklara yolduruyordum
    yavaş yavaş insan olmanın tahribine erişiyordum
    kalbime roket fırlatırken deşmede en iyi bendim elbette!

    ben sanki birini üzmüştüm, kimdi bilmiyorum, olsa ağlardım
    kahveyle, uçuş hakkı kazanmak gibi meziyetlerim vardı,
    takdir görmezdi, sanki ne görürdü ki
    ben bir gün yine birini unutmam gerektiğini
    sanki bir anlık aklımdan çıkarmıştım
    ama kararlıydım, o kadar çok, öyle çok ki
    asla pelerin takmayacaktım ve hiç inanmayacaktım üç elmaya
    tekinsiz masallara kahraman olacaktım, tayinim çıkacaktı saraya
    sarayı havaya uçuracaktım, varoş mahallelerde kutlama yapacaktım
    mezarlardan ölüleri uyandıracak, göbek deliklerinde çiçek açtıracaktım
    pusuda bekleyecektim sonra seni, tam başkasını öpecekken
    çalıların arasından çıkacaktım, alkış tutacaktım, aklımı kaybedecektim
    kalbimi değil.
    manyetik alanına yanlış şeyler çekmekte en iyi bendim elbette!

    sakın beni yanlış anlama
    senden bir ricam var ama
    lütfen galaksimi bombalama!

    Sinem Sal
  • Bir kadın bir erkeğe, ''Seni seviyorum,'' demiş. Erkek de, ''Benim gönlümde de senin sevgine layık olmak var.'' demiş.
    Kadın, ''Beni sevmiyor musun?'' diye sormuş.
    Adam, kadına bakmakla yetinmiş ve hiç bir şey söylememiş.
    Daha sonra kadın, ''Senden nefret ediyorum,'' diye haykırmış.
    Adam da, ''Öyleyse benim gönlümde de senin nefretine layık olmak var.'' demiş. Halil Cibran Gezgin
  • Yüzüm bir gelecek atlası,
    başım önde dönüyorum bütün yürüyüşlerden.
    Mavilik yitirdi hükmünü.
    İpi kopmuş bir boncuğum senden sonra...
    Ş.Erbaş
  • 312 syf.
    ·Beğendi·9/10
    1921 yılında yazılan Biz romanı dönemin siyasi- komünist Rusya’sından etkilerin gözlenebildiği bir eserdir. Burada bulunan ana karakter D-503 yazar gibi ilk başta bulundukları sistemin kusursuzluğu içinde hayranken düşündükçe – hayal gücü hastalığına yakalandıkça- sistemdeki hataları fark etmektedir.
    Kitap mutluluk arayışının ne olduğu ve mutluluğun ne olduğunu sorgulayarak başlıyor. D-503 sistemin ona sunduğu gibi kusursuz mutluluğun matematikte ve düzende olduğunu düşünüyor. Ve herkes mutlu olmakla yükümlü ,mutsuz olmak yasak. Kendi kurduğum ütopyalarda da ya da şimdi sorsanız bende herkesin mutlu olmasını istediğimi söylerdim ve sistem size mutluluğu sunuyor . Sistem bunu bana sunduğu anda ise mutsuzluğun cazibesine kapılmadan duramıyorum. Mutsuz olma özgürlüğü… Belki de bize cazip gelen elde edemediklerimizdir. Yazar bu kısmada değiniyor. “Korkuyorsun çünkü senden güçlü, nefret ediyorsun ,çünkü korkuyorsun, seviyorsun , çünkü ona boyun eğdiremiyorsun . Ne de olsa sadece boyun eğdiremediğini sever insan .” Bu sözlere hak vermeden duramıyorum . Hayatın her anlamında böyle benim için. Elde ettiğim anda doyum vermeyen bir meşgaleye dönüyor her şey ve o kadar değersizleşiyorlar ki gözümde ,yok oluyorlar. Etrafımda güzel olduğunu düşündüğüm her şey ben elde edene kadar güzel. Dalından kopardığım çiçek ellerimde olduğu an nasıl soluyorsa hedeflerimde ben onlara ulaştığım anda ellerimde ölüyorlar. Demek ki daha büyük bir şeyin peşindeyim bu hayatta. Mutluluk ise ben sürekli peşinde olduğum için benim kovaladığım onun kaçtığı bir kavramdan başka bir şey değil, aslında mutluluk benim ve kendimi kabul ettiğim zaman mutluluk arayışım bitecek. Bence bu duru diğer insanlar içinde geçerli bu yüzden hiç kimse ya da nesne size mutluluğu veremez , siz onu kendinizde bulmak zorundasınız. D-503 ilerleyen sayfalarda bunu fark ediyor, kendini -ruhunu- keşfediyor ve bundan kurtulmak istemiyor çünkü oradan elde ettiği hazı başka hiçbir yerden yakalayamıyor. Kitapta beni en çok etkileyen kısım ise “özgürlüksüzlük içgüsü” oluyor. Kitapta tüm güzelliğin ve mutluluğun mutlak ve estetik boyun eğişte, ideal özgürsüzlükte olduğunu söylüyor ve bu boyun eğişin insana özgü olduğunu dile getiryor. Dans gibi… Hepimiz bir balerine hayran oluruz ,asıl soru balerinin dansına mı yoksa dansın ideal formuna boyun eğişine mi hayranız? Neden yaşadığımız toplumdaki kadın erkeğe boyun eğmekte ve nasıl bu hale gelmiş? Gerçekten özgürsüzlük içgüdümüz var mı , eğer varsa bu birçok şeyi açığa kavuştururdu. Kitapta kafamı karıştıran hak vermek ve reddetmek arasında kaldığım bir diğer düşüncede yaşam tarzlarıydı. Sistem senin kendini öldürme ve zehirleme hakkını elinden alıyordu. Alkol ve sigara tüketimi yasaktı, uykusuz kalmak yasaktı , herkes 8 saat alması gereken uykuyu alıyordu. Sistem insanı sağlıklı bir şekilde ayakta tutmaya çalışıyordu , bu kötü mü peki? Bence kesinlikle kötü değildi ve insanca olduğunu da söyleyemem. Her anımızı planlayan bir sistemde robottan farkımız olmuyordu. Evet insanı yaşatıyor ama onun tercih hakkını öldürerek ve tercihte bulunamayan insan yine de insan mıdır? Bizi biz yapan diğer tüm varlıklardan ayıran tercih hakkımız yok oluyordu ve böylece insanlığımızda . Bu yüzden ne kadar insanın iyiliği içinde olsa hiçbir sistem insanın karar verme hakkını elinden almamalıdır. İnsan mutlu olmayı da olmamayı da, kendini nasıl yaşatacağına da, kendisi karar vermelidir. “Büyüklük basittir.” Diyor yazar ve istemsizce hak veriyorum ona.
    Tek başına ayakta durmaktansa , bir topluluğun içinde onlara uymak kesinlikle basit ve kolay. Ama doğru mu ? kısmı işte orası bir soru işareti… Yani toplum anne olmak isteyen bir kadınla, bir katili, sisteme şiirle kafa tutan bir meczubu aynı kefeye koyuyorsa sistemin neresinde olmak iyi, kolay ve basiti mi seçmeli yoksa kendi doğrunu mu ? Bu ikilem yüzyıllardır var ve sanırım yüzyıllarca devam edecekte… Bence bu ikilem güzel bir şey , bana insanın vicdanın olduğunu ve hala seçme özgürlüğünün olduğunu gösteriyor. Bana insan olduğumuzu hatırlatıyor ,bu yüzdem ikilemleri seviyorum . “SONSUZLUK YOKMUŞ.” Bir başka ikilem daha SON DEVRİM diye bir şey yok , devrim sonsuz ama kainat sonlu . Yazar her şeyin bir sonu olduğuna vurguluyor aynı zamanda sonsuz olduğunu da . Sanırım buradan çıkarabileceğim sonuç maddesel olan şeylerin sonu vardır ama fikirlerin sonu yoktur, fikirler sonsuzdur. Yazarda bu durumu kitabında şöyle değiniyor, “Kainatın bittiği yer var ya? Oradan öte ne var?” ve arayış – sorgulama sonsuza kadar devam ediyor. Ve sonra mutluluk arayışına geri dönüyor ve sonuca bağlıyor kitapta mutlak -273=273 e yanı varlıkları değerli yapan eksilerdir ve eksilerde varlıklarla aynıdır. Mutluluğu değerli yapan acıdır ve acı da mutluluk kadar değerlidir. Acı çekmekte bir mutluluktur diyor ve sanırım gerçekten de öyle .
    Zamyetin’in BİZ kitabı bir mutluluk arayışı ,mutluluk arayışını getirdiği bir var oluş sancısının kitabı benim gözümde . Yazar sürekli ana karakterle beraber sorguluyor, tabi siz de onlarla beraber sürekli soruyorsunuz ve sürekli bir ikilemdesiniz . İkilemlerin hangisinin doğru olduğunu ise bilmiyorum , galiba onları ikilem yapanda bu özelliği. Beni sorularla bırakan ve kendi cevaplarımı oluşturan bir kitaptı. Eşitliğe , sisteme ve insan nedir?, mutluluk nedir? Sorularını sorduran ve kendince bir cevap veren güzel bir eser. Kafamda her ne kadar kurguladığı dünyayı hayal etmekte zorlansam da ,sorduğu soruların evrenselliğiyle beni- bizi etkileyen bir eser.
    Bu yazdıklarım yazarın dediği gibi “Bu hem benim ,hem de benim değil.” .
    Gökçen Egem Değirmenci
    HUNOK- Hacettepe Üniversitesi Okuma Topluluğu
  • İstiyorum
    Evet istiyorum seni
    Bir insan diğerini ne kadar isteyebilirse, o kadar istiyorum
    Doğduğum günden beri istiyorum
    Sadece seni istedim herkes meme isterken
    Bilye, Bisiklet, Bilgisayar, Bilet istemedim ben
    Bir parça sevgi bile istemedim
    Seni istedim tek, her anımda hayatımın
    Her şeyi senin için yaptım
    Sen olacağını bildiğim için
    Yaşamındaki herkesten daha çok istiyorum
    Annenden, babandan, kardeşin ve yeğeninden
    Okulda yanına zorla oturtulup, sonra sana aşık olan o veletten
    Bekaretini verdiğin sonra arkasından küfrettiğin o piçten
    Doktorda kanlar içinde bıraktığın o uzak bebekten
    O seni terk edip haftalarca ağlatan pis heriften
    Her gün seni görmek için ortaya çıkan bulanık güneşten
    Senin için bir uydusunu feda edebilecek hantal jüpiterden
    Gezegenlerden anlamayan ama seni de bırakamayan lanetli gölgenden
    Seni her gün yüzlerce defa gören aynadaki senden
    Hepsinden daha çok istiyorum.
    Her gece, her sabah, her zaman istiyorum seni
    Her şehirde, her yüzyılda, her denizde, her filmde istiyorum
    Her şarkınla, her renginle , her kokun, her çiçeğinle
    Her şeyinle istiyorum seni, sevgini değil, sadece seni
    Ve evet, o şarkıdan da daha çok istiyorum.
    Gel artık

    https://www.youtube.com/watch?v=knTvHRz_qnU
  • 'Dayın , adamın olacak , torpil dönüyor ...' Heryerde bunlar konuşuluyor. Namussuzlar az değil ama namuslular kadar da çok değil . Bak bunun ispatı çok kolay : İşe , okula gidip gelirken bindiğin otobüste bir istatistik yap . Şöyle bir bak , kaçta kaçı senin hakkını gasp edecek kadar vicdansız ? Sonra çalıştığın yere , okuduğun sınıfa bak . Çevrendikler senden farklı insanlar ama vicdan ve ahlak konusunda kaç tanesi dibe vurmuştur sence ? Gerçekçi olmak gerek . Yalan yanlış genellemeler yapıp hayallerinin 'neden gerçekleşmeyeceğine dair ' deliller , mazeretler bulmaktan vazgeç artık !
  • " Ey insanlar!
    Sağlığınızda ahiret için tedarik görünüz. Bilesiniz ki kıyamet gününde herkes sorumludur. Herkes çobansız bıraktığı koyunlardan sorumlu tutulacaktır. Sonra Rabb'iniz tercümansız ve vasıfsız olarak bizzat buyuracak ki: ' Sana benim Peygamber'im gelip de emirlerimi bildirmedi mi? Ben sana mal vermiş, ihsanda bulunmuştum, sen kendin için ne getirdin? Bu soru ile karşılaşan insan, sağına soluna bakacak, bir şey göremeyecek. Önüne bakacak cehennemi görecek. Öyleyse yarım hurma ilede olsa iyilik yaparak, kendisini ateşten korumaya gücü yeten, bunu yapsın. Onu da bulamazsa, bari güzel söz ve kendisini kurtarsın. Zira bir iyiliğe on katından yediyüz katına kadar sevap verilir.

    Allah'ın selamı rahmeti ve bereketi üzerinize olsun! "
    Ömer Öngüt
    Sayfa 284 - Hakikat Yayıncılık