"Artık birbirimizi hiç görmeyeceğimize göre, yalnız yaşayacak değilsin ya” dedikten sonra, dedikten sonra,
“Ama ben yalnız yaşamanı, sadece bana ait olmanı istiyorum” diye ilave ediyorsun. Ben de yalnız sana ait olmayı istiyorum. Bundan zerre kadar şüphe etme. Senden başkasıyla en küçük bir münasebetim olabileceğini aklına bile getirme.
Kalbin takallüb etmesine izin ver.
Hüzün ve keder, sonra sevinç ve neşe. Sonra yine keder, sonra yine neşe. Dünya içeriden dışarı doğru genişler. Kalbin genişlediğinde. Daha çok sevdiğinde, daha açık ve farkında olduğunda. İçin içine sığmaz olduğunda. Senden sonra gelecekler için bir tohum ektiğinde. Hiç görmeyeceğin o insanları sevebildiğinde. Kalbin genişlediğinde dünyan genişler.
Sonra, sen de ölünce
kavanozuma gelirsin.
Ve orada beraber yaşarız
külümün içinde külün
ta ki bir savruk gelin
yahut vefasız bir torun
bizi ordan atana kadar...
Ama biz o zamana kadar
o kadar karışacağız ki birbirimize,
atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz
yan yana düşecek.
Toprağa beraber dalacağız.
Ve bir gün yabani bir çiçek
bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse
sapında muhakkak
iki çiçek açacak :
biri sen
biri de ben.