Aşk, paslı zincirlerle sardı soluk gövdemi
Kafatasımın içinde fısıldayan binlerce sesle dans ettim
Gözlerimden sızan mürekkep, duvarlara yazdı intihar mektuplarını
Kalplerinizden kaçarken, kendi gölgemin peşine takıldım
Yağmur değil, asit damlaları eritti tenimi yavaş yavaş
Her damla bir yalan, her ıslaklık bir ihanet
Büyüyen yangınımda küller değil, hayaletler doğdu
Onlar da beni yaktı, ben de onları...
Sonsuz döngü.
Cehennemden düşmedim, cehennemi sırtımda taşıdım.
Alevler damarlarıma karıştı, kanım lav oldu
Kimse görmedi beni, çünkü ben zaten yoktum.
Sadece bir yankıydım, kırık aynalarda parçalanmış
Gece yarısı uyanıyorum, tavan ağlıyor üstüme
Duvardaki çatlaklar ağız olup beni yutuyor
Dokunduğum her şey eriyor, dokunduğum herkes ölüyor
Ben dokunuyorum... ve kendimi öldürüyorum her seferinde
Aşk mıydı o?
Yoksa içimdeki canavarın en güzel kılığı mı?
Artık bilmiyorum.
Çünkü ben de yok oldum çoktan...
Sadece kelimeler kaldı geriye.
Karanlık, ıslak, paslı, kanayan kelimeler...