Gece yarısını geçmişti. Sokak lambaları titrek sarı lekeler bırakıyordu kaldırımda. Adam, nefes nefese koştu. Kalbi deli gibi çarpıyordu; korkudan mı, heyecandan mı, artık ayırt edemiyordu.
“Bu sefer gerçekten deliriyorum,” diye mırıldandı kendi kendine, sesi titreyerek. Ama ayakları durmuyordu. Daha hızlı koştu. Çünkü ışık yanıyorsa, demek ki hala oradaydı. Onun varlığını hissetmeliydi. Ondan kendisine kalan tek şey o odadan yansıyan ışıklardı…
Yoksa…
Belki de kendisi artık oradaydı. Işığın arkasında duran, kendi gözleriyle kendisine bakan o şekil, her gece biraz daha netleşiyordu. Ve adam, ışığa doğru koşarken bir yandan da korkuyordu: Bu sefer gerçekten delirmek istediği için mi koşuyordu, yoksa delirmekten o kadar çok korktuğu için mi? Işık söndü. Adam olduğu yerde dondu. Sonra yavaşça gülümsedi. “Geldim,” diye fısıldadı karanlığa. Ve evin kapısı, kendiliğinden aralandı.
“Neden hiç aramadın beni?”