İmparatorluk'ta mutluluk bir görev, mutsuzluk ise bir bozukluk olarak görülür. Reklam şirketleri ürünler yerine mutluluk deneyimleri pazarlıyor ve bu eğilim giderek artıyor: Burada mutluluk plajda rahatlatıcı bir dinlenme, barda coşkulu bir gece, sıcak bir günde içilen ferahlatıcı bir içecek ya da emeklilikle gelen güvenlik ve memnuniyettir. Tüketiciler olarak, özellikle bizi mutlu eden ürünler konusunda incelikli bir algıya sahip müşterilere ve bilirkişilere dönüşmemiz için teşvik ediliriz. Çalışanlar olarak işimizi yaparken mutlu olmanın yollarını keşfetmemiz beklenir. Neoliberal kapitalizm zevk, saadet, doyum, canlılık, zindelik veya memnuniyet vaat ederek, özneleri -istek ve zaaflarına (ve tabi bütçelerine) bağlı olarak- yaşamlarını bu mutluluk arayışı üzerine kurmaları için teşvik eder.
Söylemek istediğimiz şey, mutluluğun her zaman kötü olduğu ya da mutlu olmanın İmparatorlukla suç ortaklığı kurmak anlamına geldiği değil. Mutluluk birinin daha yaşam dolu hissetmesini sağladığı ve özgücünü artırdığı sürece isyankâr ve tehditkâr da olabilir. Fakat ne zaman yaşamın anlamıymış gibi peşine düşülüp ele geçirilmesi gereken bir şey olur, işte o zaman dönüştürücü potansiyelini de kaybeder. Böylelikle, mutsuz hissettiğimizde -depresyonda, endişeli, bağımlı veya "kafayı yemiş" olduğumuzda- kendimizi düzeltmekle ya da en azından semptomlarımızı kontrol altında tutmakla görevlendiriliriz. İmparatorluk her yeri duvardan duvara mutluluk halısıyla döşeyerek bizi uyuşturur.