<<Sen ve ben sabahı kaybettik. Ama önümüzde hala öğleden sonrası var.>>
<<O zaman, başka ne isteyebilirim ki, eugenia? Öğleden sonrasını paylaşacaksak, iyi ki kaybettik sabahı.>>
Tülay germanın her zaman yeniliklere açık zihin yapısı beni oldukça etkilemiştir. Her zaman kendi hayatını istediği gibi yaşamış bir insan; dogmatik, geleneksel, köklü bir ailesi olmasına rağmen baskı altında kalmayıp özgür bir şekilde hayatını yaşamış güzel bir insan. Sayfaları çevirirken yaşadığı hayatı, arkadaş grubunu kıskanmamak neredeyse imkansız. Erdem buri’ nin evinin terasında dönen muhabbetler beni benden aldı. Muhabbetlerden ziyade bu muhabbetleri oluşturan kişiler çok önemli yaşar kemal, dario moreno, zülfü livaneli, hümeyra ve adını sayamayacağım onlarca aydınlık sanatçı, şair, siyasetçi…
Kitapta ince memedin de defalarca söylediği gibi abdi ağa gitti ali sefa geldi, o gitti bu geldi…
Kitapta aslında 2-3 tane ağanın köylüye yaptığı zulümden ziyade bu ağalık sistemi nasıl çöker ? Bundan nasıl kurtuluruz? Gibi konular inceleniyor çünkü asıl konu daha da önce bahsettiğim gibi 2-3 ağanın yaptığı kötülük değil, asıl sorun sistem. Eminim ki diğer kitaplarda bu konu üstünde daha fazla durulacaktır.