Otomatik Portakal Üzerine Düşünceler
İnsan, kötü olma ihtimali elinden alındığında hâlâ insan mıdır?
“Devlet, şiddeti yok etmek adına bireyin seçme hakkını da yok ederse, suç denen şeyin bir anlamı kalır mı?”
Anthony Burgess’in *Otomatik Portakal* adlı eseri, temel olarak bize şu soruyu sorar: İnsan, kötü olma ihtimali elinden alındığında hâlâ insan mıdır? Yoksa onu, kendi rızasıyla veya zorla “iyi” hâle getirdiğimizde, içindeki insani karmaşayı, özgürlüğü ve vicdanı, yani seçim hakkını da elinden almış olur muyuz?
Eserin merkezindeki Alex karakteri, George, Pete ve Aptalof isimli arkadaşlarıyla aklınıza gelmeyecek kadar kötü davranışlar sergileyebilen, yalnızca 15-16 yaşında bir çocuktur. Hikâyenin geçtiği yer, tam olarak belirtilmemiş olsa da distopik bir İngiltere’dir. Gündüz vakitleri oldukça sıradan bir hayat sürülürken, akşam olduğunda her yer adeta Gotham City’e dönüşür ve bu dünyada bir Batman yoktur.
Yetişkinler korkak, aileler silik hatta komiktir. Alex’in anne ve babası da, tıpkı diğer aileler gibi, çocuklarının neler yaptığını bilmez veya bilmek istemez. Çünkü Korova Süt Barında adını “bıçaklı süt” koydukları bir tür uyuşturucu alıp, sokaklarda şiddet ve suç işleyen çocuklar, adeta kurt adamlara dönüşür. Evsizler ve yaşlılar dövülür, kadınlara saldırılır, gasp, yaralama, kamu malına zarar verme ve uyuşturucu gibi suçlar işlenir. Hatta insanların evlerine dahi girilir; toplum ve devlet, gençliğin şiddetine büyük ölçüde seyirci kalır.
Bu noktada hikâyenin rahatsız edici detaylarını atlıyorum; fakat eserden çıkarılacak dersler ve sorgulamalar nedeniyle okunmaya değer bir yapıdadır.
---
### Islah Olması İmkânsız
Hangi toplum daha korkunçtur? Alex’in şiddet dolu, başına buyruk dünyası mı, yoksa onun özgürlüğünü sıfırlayan devlet eliyle kontrol